VAN-YONCATEPE KALESİ VE NEKROPOLÜ KAZILARI
Prof. Dr. Oktay Belli

 

1995 yılında "Doğu Anadolu Bölgesi'nde Urartu Baraj ve Sulama Sisteminin Araştırılması" konusunda gerçekleştirmiş olduğumuz bir yüzey araştırması sırasında, modern Van kentinin 9 km. güneydoğusunda, Yukarı Bakraçlı köyü sınırları içerisinde  Harabe Barajı ve Yoncatepe yerleşmesi saptanmıştır.Kalenin bulunduğu tepenin Van Ovası'na bakan kuzey ve batı kesimleri fazla dik değilken, güney ve güneydoğu kesimleri bir uçurumu andırırcasına dik ve derin bir vadiye açılmaktadır. Yoncatepe'nin hemen kuzeydoğusunda 2800 m. yüksekliği ile Varak Dağı, bunun hemen doğusunda ise  3200 m. yüksekliğindeki Erek Dağı bulunur. Varak Dağı batıda Van Ovası'na doğru doğal teraslar yaparak alçalmaktadır. Van Ovası'nın doğusunu yarım ay şeklinde çevreleyen Varak ve Erek Dağları, doğudan esen soğuk ve şiddetli rüzgarları önleyerek, iklimin daha ılıman olmasına yardımcı olmuşlardır. Bu dağlar aynı zamanda bölgenin en zengin su kaynaklarına sahiptirler ve bu kaynakların hemen hemen hepsi ortalama 1750 m yüksekliğindeki Van Ovası'na doğru akmaktadırlar. Erek Dağı çevresindeki zengin su kaynakları ve bitki örtüsü hem onbinlerce küçük baş hayvanın su ve ot gereksinimini karşılamış, hem de geniş ve bereketli topraklara sahip olmasına karşın, su yönünden fakir olan Van Ovası'nda yapılan tarıma hayat vermiştir. Urartu Kralları tarafından büyük bir öneme sahip su kaynaklarını değerlendirmek için Varak ve Erek dağlarının yakın çevresi 12'dan fazla baraj ve gölet yaptırılmıştır.

Yoncatepe, M.Ö. II. binyılın ortalarından beri kurak bir iklimin egemen olduğu Van Bölgesi'nde, Varak ve Erek dağlarındaki  zengin su kaynakları ve otlaklara giden yolları denetleyen stratejik bir noktada kurulmuştur. Kalenin yaklaşık  800 m. kuzeyinde yer alan ve "Harabe Barajı" olarak adlandırılan sulama tesisi, şu anda Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan barajların en eski örneğini oluşturmaktadır. Yoncatepe ve yakın çevresinin Urartu Krallığı Dönemi'nde de önemini koruduğunu, 1 km kuzeydoğuda, Bakraçlı köyü içinde bulunan tarihi Yedikilise'nin (Varak Kilisesi) duvarlarında devşirme malzeme olarak kullanılan ve Urartu Kralı Menua'ya ait çok sayıdaki çivi yazılı yapı kitabesi doğrulamaktadır. Bu yazıtların büyük bir bölümünün içeriği, yine aynı kral tarafından kurulan, Van'ın 11 km. kuzeydoğusunda, Yukarı Anzaf Kalesi'ndeki yapı yazıtlarının içeriği ile aynıdır.Yoncatepe'de kazı çalışmaları Akropol, Sivil Yerleşme ve Nekropol olmak üzere üç alanda sürdürülmektedir.Yerleşmenin en yüksek kesiminde, 600 m2'lik bir alanda sürdürülen akropol çalışmalarında,  kazılan alanın tümüne yayılan  bir mimari yapı kompleksinin izleri ortaya çıkarılmıştır. Genellikle doğu-batı doğrultusunda uzanan yapıların duvarları sal taşlarından çamur harç ile çok büyük bir özenle örülmüşlerdir. Duvar yükseklikleri bazı bölümlerde 2.60 m.'nin üstünde, genişlikleri ise 1.80 m. ile 2.80 m. arasında değişmektedir. Oda duvarlarının iç kısmında yaklaşık 3 mm. kalınlığında kilden yapılmış bir sıva tabakasına rastlanmış, bu sıva tabakalarının bazı bölümlerinde, beyaz badana kalıntıları saptanmıştır.

Üç kazı sezonunda gerçekleştirilen çalışmalarda, batı duvarı henüz saptanmamış olmakla birlikte, yerleşmenin niteliği hakkında bize en çok bilgi veren depo odasıdır. Genişliği 4.50 m. olan odanın şimdiki mevcut uzunluğu 9.45 m.' dir, sal taşlarından örülen oda duvarlarının yüksekliği ise 2.80 m.'yi bulmaktadır. 2.5 x 3.5 m. ölçülerinde dikdörtgen plan veren bir ön odadan 1.35 m. genişliğinde bir kapı açıklığı ile depo odasına girilebilmektedir. Kapının tek kanatlı olduğu anlaşılmaktadır. Odanın içinde omuzlarına kadar toprağa gömülü, birbirilerine paralel sıralardan oluşan 13 adet küp (pithos) ortaya çıkarılmıştır. Ağız çapları, 35-68 cm. arasında değişen küplerin yükseklikleri ise 85 cm. ile 1 m. arasında değişmektedir. Küplerin hemen yanında, büyük bölümü, küplerin gövdelerine yaslanmış, çok sayıda dikey kulplu yonca ağızlı testi ortaya çıkarılmıştır. Duvarlarının iç kısmı yaklaşık 3 mm. kalınlığında bir sıva tabakası ile sıvanmış olan odanın, çok büyük bir yangın geçirdiği anlaşılmaktadır. Oda tabanında bulunan kül ve kömür tabakası, ilk katı taşıyan ahşap hatıllara aittir.  İkinci katın çökmesi sonucunda, deponun orta kısmındaki küp ve testiler çok daha fazla hasar görmüş, duvarların kenarlarında bulunanlar ise çok az zarar görmüşlerdir. Oda içinde saptanan ve yaklaşık 2 m. kalınlığındaki sal taşı yığını ve kerpiç parçalarının oluşturduğu dolgu, yapının iki katlı olduğuna işaret etmektedir. Bugünkü Bakraçlı köyü içindeki geleneksel konut mimarisinde  de, benzer biçimli konutların iki katlı olduğu görülmektedir. İlk katın duvarları sal taşlarından, ikinci katın duvarlarının ise kerpiçten yapıldığı gözlemlenmiştir. Yakın çevrede zengin kil yataklarının bulunması hem kerpiç yapılmasını, hem de çanak çömlek ve küp yapımını kolaylaştırmıştır. 

Akropol alanında ortaya çıkarılan odalar ve bu odaların mimari tasarımları, Van Bölgesi Erken Demir Çağ Kültürü için birçok bilinmeyene açıklık getirme iddiasındadır. Zira bugüne değin benzerlerine rastlanılmayan özgün mimari tasarımları , duvarların yapım tekniğindeki ustalık ve kullanılan malzeme, Urartu mimarisi için bir esin kaynağı niteliğindedir. Ayrıca bu odalarda ortaya çıkarılan çanak-çömleklerin kalitesi, Yoncatepe'deki yerleşmecilerin kültürel zenginliğini yansıtmaktadır. Sürmekte olan kazı çalışmalarıyla bu yapıların planları tam olarak ortaya çıkarılacak ve hangi amaçla kullanıldıkları saptanmaya çalışılacaktır.

Nekropolün yayılım alanını belirlemek amacıyla gerçekleştirdiğimiz sondajlar sırasında, kalenin kuzey eteklerinde ve nekropol alanının hemen doğusunda, sivil yerleşme olabilecek bir mimari kompleks ortaya çıkarılmıştır.

Başlangıçta taş sandık türü mezar izlenimi veren, 1.20 x 2 m. ölçülerinde, doğu batı doğrultulu dikey sal taşları ile iki bölüme ayrılmış bir mimari ortaya çıkarılmıştır. Bu alanın tabanının sal taşları ile kaplı olması, mezar armağanı olabilecek herhangi bir buluntuya rastlanmaması ve duvar yüksekliğinin çok az olması nedeniyle mezar olma ihtimali zayıftır. Bu durum karşısında bu alandaki çalışmalar genişletilmiş ve bu küçük odanın hemen kuzeyinde, birbirilerine bitişik sıralanmış doğu batı yönlü üç oda daha ortaya çıkarılmıştır. Doğu-batı doğrultusunda uzanan 75 cm. genişliğindeki bir duvar bu odaların tümünün kuzey duvarını oluşturmaktadır. Duvarlar sal taşlarından çamur harç kullanılarak yapılmışlardır. İlerleyen çalışmalarda bu odaların hemen doğusunda birbirilerine bitişik olarak yapılmış ve önlerinde doğu batı sınırları belli, avlu olabilecek geniş bir alan bulunan  üç oda daha ortaya çıkarılmıştır. Bu odalar, önlerindeki avluya birer kapı açıklığı ile bağlanmaktadırlar. İki üç sıra taş dizisinden oluşan duvarlar, akropol kısmındaki yapıların aksine çok zayıf ve kötü bir işçilik gösterirler. Ortalama yükseklikleri 40-50 cm. arasındadır ve hemen hemen her duvarın kalınlığı farklıdır. Odayı oluşturan duvarların uzunlukları bile bazen değişmektedir. Dolayısıyla düzgün bir plan vermezler, içlerinden biri beşgen bir plana sahiptir.

Bu odaların içinde bol sayıda, devetüyü renkli, omurgalı, kazı bezemeli çanak parçaları ile ağız kenarı ve ağız kenarının altı yatay oluk bezemeli iri çömlek parçalarına rastlanmıştır. Ortaya çıkarılan mimarinin niteliği ve bu alandan toplanan çanak çömlekler, buranın bir sivil yerleşme alanı olabileceğini göstermektedir. Kullanım amaçları tam olarak saptanamayan bu odaların ortak bir duvar etrafında yapılması, şimdilik aynı aileye ait bir mimari kompleks olabileceğine işaret etmektedir.

Yoncatepe Kalesi'nin kuzey yamaçlarında nekropol alanını belirlemek için yapılan kazı çalışmaları sonucunda, Demir Çağı'na tarihlenen 6 adet oda mezar ortaya çıkarılmıştır. Mezarların hiçbirinin üst örtüsünün çökmemiş olması, özgün mimarisi konusunda çok önemli bilgiler vermiştir.

Yüzeyden yaklaşık 70-100 cm. kadar derinde olan mezar odalarının bazıları ön girişli oda türündendir ve toprağa açılan çukurlar içine sal taşlarından büyük bir özenle örülmüş duvarlar ile yapılmışlardır. Şimdiye değin ortaya çıkarılan mezar odalarının tümü doğu-batı yönlüdür . Mezar odalarına giriş, batı kısa duvarında yer alan açıklıktan veya dromostan yapılmıştır. Mezarların üstü iri sal taşı bloklar ile kapatılmışlardır. Mezar duvarlarında, klasik Urartu mezarlarının aksine, çeşitli armağanların konulduğu niş olabilecek herhangi bir açıklığa rastlanmamıştır.

Yapım tekniklerinde fazla farklılık olmamasına karşın, dromoslu oda türünden mezarlar içinde M3 Mezarı dikkat çekicidir. 1.20x1.00 m. ölçülerinde dikdörtgen plan veren dromosun, taban kısmına oturtulan sal taşı kapak kaldırıldıktan sonra oluşan, 60x60 cm. ölçülerinde kare bir açıklıktan mezar odasına girilebilmektedir. Dromos yan duvarları mezar odasının yan duvarlarının devamı niteliğindedir. Dromostan  sal taşlarından yapılmış iki basamak ile girilen mezar odası 5.95 m. uzunluğunda ve tabanda 1.54 m., tavanda ise 80 cm. genişliğindedir. Bindirme tekniğinde yapılmış yan duvarlar 2.10 m. yüksekliğindedir. Yan duvarları yassı sal taşları ile örülen mezar odasının doğu kısa duvarı yoktur, bu alan sert bir bileşime sahip, kalkerli toprak tabakası ile sınırlandırılmıştır.

M3 Mezarı'nın birkaç metre güneyinde yer alan M1 Mezarı da dromoslu oda türündendir. Tabanı sıkıştırılmış topraktan oluşturulan bu mezar M3 Mezarı'nda olduğu gibi, batıdan doğuya doğru eğimli olarak yapılmıştır. Boyutları bakımından daha küçük olan bu mezar iki bölüm halinde değerlendirilmiştir. Girişin hemen önündeki birinci bölüm, 1.20 m. uzunluğunda ve 1.70 m. yüksekliğindedir ve iki yan duvarı sal taşları ile örülmüştür. Üst örtüsü 1.50x80 m. ölçülerinde sal taşı levhalar ile oluşturulan bu kısımdan doğuya doğru devam eden ikinci bölüme geçilir. Oldukça sert bir bileşime sahip kalkerli toprağa açılmış olan ikinci bölüm, 2.40 m. uzunluğunda ve 1.80 m. genişliğindedir. Üst örtüsü beşik tonoz şeklinde yapılan bu bölümün yüksekliği 1.50 m.' dir. Aynı özellik daha küçük boyutlu olmakla birlikte M4 olarak isimlendirilen mezarda da görülür. Diğerleri gibi bu mezar odası da ön girişlidir. Ön girişten sonra girilen bölümün doğu karşı duvarı ile ön girişe bakan batı duvarı düzgün sal taşları ile örülmüştür. Üst örtü ise yine iri sal taşı levhalar ile kapatılmıştır. Bu ön bölümün hemen kuzeyinde diğerlerinden farklı olarak, kalkerli toprağa açılmış 1.20x0.85 m. ölçülerinde çok küçük bir oda yer almaktadır. Bu küçük odanın genişletilmesine karşın, bitirilmeden yarım kaldığı sanılmaktadır. Güney tarafta ise ana gömü yeri olduğu anlaşılan 1.60x1.85 m. ölçülerinde  yine kalkerli sert toprağa açılmış üst örtüsü beşik tonoz şeklinde değerlendirilmiş bir oda ortaya çıkarılmıştır. Mezardaki gömülerin hemen hepsi bu alana yapılmıştır.

Bu mezarların batısında yer alan diğer üç mezarda da dromos bulunmaz. Mezar odalarına, batı yönündeki dar kısımdan, aynı zamanda üst örtüyü oluşturan ağır sal taşı levha kaldırılarak girilebilmektedir. Mezarlardan M6 olarak adlandırılanı, yapım tekniği ve buluntuları bakımından farklı özellikler gösterir. Mezar odasına  batı kısımdaki kapak taşı kaldırılarak girilir. 97 cm. genişliğindeki bu alandan iki basamakla mezar odasının tabanına inilebilmektedir. 5.95x160 m. ölçülerinde olan mezar odası bindirme tekniğinde yapıldığı için üst kısma doğru daralmaktadır. Bu mezar odasında Erken Demir Çağı için yeni olan bir mimari düzenleme karşımıza çıkmaktadır. Odanın doğusunda, tabana açılmış doğu-batı yönlü 2.75 m. uzunluğunda ve 1.30 m. genişliğindeki bir alan ile ikinci bir mezar odası oluşturulmuştur. Bu ikinci mezar odasına toprağa açılmış dört basamak ile inilebilmektedir ve bu bölümde mezar odasının yüksekliği 2.50 m.'ye ulaşmaktadır. Burada iki katlı bir mezar anlayışı yeni bir veri olarak karşımıza çıkmaktadır. Altta yer alan mezar odasının güney duvarı üste  doğru devam ettirilmiş, böylelikle 4.20 m.'yi bulan bir duvar yüksekliği oluşmuştur. Mezar odasının kuzey duvarı aynı şekilde devam etmeyip alttaki  mezarda yaklaşık 50 cm. içe çekilmiş ve kalkerli toprakla oluşturulmuştur. Alta yer alan mezar odasının doğu kısmına M1 Mezarı'nda olduğu gibi ikinci bir bölüm eklenmiştir. Kalkerli toprağa açılan bu kısım 2.30x1.82 m. ölçülerindedir ve üst örtüsü beşik tonoz şeklindedir. Böyle bir uygulamaya gidilmesinin nedenleri arasında yer darlığının önemli bir faktör olduğu anlaşılmaktadır. Yeni bir mezar odası yapmaktansa, varolan mezarı genişletme yoluna gidilmiştir. Aslında mezarlık alanında, mezarların neredeyse birbirilerinin içine geçecek şekilde yapılmış olması, yer darlığını çok açık bir şekilde yansıtmaktadır.

Mezarların tümünde çok sayıda iskelet ortaya çıkarılmıştır. Bu sayı, M2 Mezarı'nda 35'i bulmuştur. Erken Demir Çağı'na tarihlenen diğer nekropollerde olduğu gibi, burada da mezar odası dolduktan sonra,  her yeni gömü yapıldığında eskisi geriye doğru itilmiş ve böylece mezarların dip kısmında bir kemik yığını oluşmuştur . Kemiklerin mezar dibine itilmesi sırasında, kafataslarının büyük bir özenle çanakların içine konulduğu gözlemlenmiştir. Şimdiye değin açılan mezarlardan sadece M3'te ön giriş kısmında in-situ , hoker durumda -ayaklar karna çekik- gömüye rastlanmıştır. Mezar odalarında normal gömülerin yanında yakılarak gömülmüş kişilerin kemiklerine de rastlanmıştır. Bu mezarların birer kabile veya aile mezarı oldukları düşünülürse, iki gömü türünün aynı mezarda kullanılmış olması, aynı kabileye veya aileye ait bireylerin farklı geleneklere veya dinsel inanışlara sahip olabileceklerine işaret etmektedir. Mezarların içinden ölü armağanı olarak çok sayıda çanak-çömlek , demir ve tunçtan süs eşyaları, demirden yapılmış silahlar ile kaplar içine ölü yemeği olarak konulmuş olan küçükbaş ve büyükbaş hayvanlara ait kemikler ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca toprağın büyük bir özenle elenmesi ve "yüzdürme metodu" sonucunda bulunmuş olan tahıl türleri üzerinde arkeobotanistler tarafından yapılan analizlerde, bunların arpa, buğday, yulaf ve üzüm çekirdeğine ait oldukları saptanmıştır. Bazı tahıl ürünleriyle meyve çekirdeklerinin türleri ise şimdilik kesin olarak saptanamamıştır. Şimdilik Van Bölgesi'nin en eski üzüm çekirdeklerini oluşturan bu örnekler, Urartu Krallığı öncesinde de bölgede üzüm bağlarının bulunduğunu kanıtlamaktadır. Mezarlarda ölü yemeği olarak küçükbaş hayvanlara ait kalıntıların ortaya çıkarılması, kazısı yapılmış diğer Erken Demir Çağ nekropollerinde sık sık karşılaşılan bir olgudur. Fakat Yoncatepe mezarlarında küçükbaş hayvan kemiklerinin yanında, büyükbaş hayvan kemiklerinin ortaya çıkarılması ve bunlardan da önemlisi mezar odalarında bulunan çok sayıdaki köpek iskeleti, farklı ve oldukça ilginç bir gömü geleneğini yansıtmaktadır.

M5 Mezarı'nda mezar odasının doğu kısa duvarı önünde, başı güneye gelecek biçimde büyük bir küp parçası üzerine yerleştirilmiş in-situ durumdaki köpek iskeletinin yanında , M4 Mezarı'nda da in-situ durumda iki köpek iskeletiyle karşılaşılmıştır. Köpeklerin çok büyük bir özenle mezarlara yerleştirildiği görülmüştür. M6 Mezarı'nda ise in-situ durumda tespit edilemeyen, 16 adet köpek kafatası ve bunlara ait kemikler ortaya çıkarılmıştır. Özellikle M6 Mezarı'nda, genellikle giriş kısmındaki basamaklar üstünde, çok sayıda köpek iskeleti ile büyükbaş ve küçükbaş hayvanlara ait kemikler ortaya çıkarılmıştır.

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Anabilim Dalından sayın Dr.Altan Armutak ve sayın Dr.Vedat Onar'ın yapmış olduğu  Osteo-Arkeolojik ön incelemelerin sonuçları ilginçtir. Yapılan ön araştırmalar sonucunda 16 adet köpek kafatası incelenmiş, bunların 9'unun erkek, 7'sinin ise dişi olduğu saptanmıştır. Çoban köpeği türünden olan hayvanların büyük bölümünün beş yaşın üzerinde oldukları saptanmıştır. Hayvanların ölüm nedenleri şimdilik tam olarak öğrenilememiştir.

Urartu Krallığı döneminde  mezarlara köpek gömülerinin yapılıp yapılmadığını ne yazık ki şimdilik kesin olarak bilemiyoruz. Fazla ayrıntılı bilgi olmamakla birlikte, W. Belck tarafından 19. yüzyılın sonunda Transkafkasya'da Şamkhorsk Bölgesi'nde yer alan mezarlarda yapılan arkeolojik kazılar da köpek iskeletleri bulunmuştur. Yarı göçebe yaşam biçiminin önem kazandığı o denemde, yüzlerce küçükbaş hayvanı yaylalara götürmek ve onları korumak için, köpeklere çok büyük bir görev düşmekteydi. Yarı göçebe yaşam biçiminde, hayvan besiciliğine bağlı olarak avcılık da yeniden önem kazanmıştı. Bu yüzden köpekler avda da kullanılıyordu. İlginçtir ki günümüzde bile yarı göçebe yaşam biçimini sürdüren topluluklarda, köpekler önemlerinden hiçbir şey kaybetmeden, toplumdaki saygın yerlerini korumuşlardır.

Yoncatepe mezarlarında çanak çömlekler ile birlikte ölü hediyesi olarak, mezara çok sayıda demirden yapılmış süs eşyaları ile törensel silahlar konulmuştur. Bunların başında, kama, hançer ve küçük bıçak türü silahlar gelmektedir. Hançerlerin bazılarının uzunluğu 40 cm'yi bulmaktadır, sap kısımları ahşaptandır ve omuz kısmına perçinlenmişlerdir. Genellikle iki ağızlıdırlar ve hemen hepsi omurgalıdırlar. M3 Mezarı'nda ortaya çıkarılan hilal biçimli kabzaya sahip örneklerden biri demir işçiliğinin ulaşmış olduğu teknolojik ilerlemeyi göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Kabzası ahşap olan hançerin namlu kısmı iki ağızlıdır ve ortada dışa doğru keskin bir omurga yapılmıştır. Bu tür özenli ve zor işçilik, demir işleme teknolojisinin çok yüksek bir seviyeye ulaştığını göstermektedir.

 

Demirden yapılmış süs eşyalarının başında gözlü iğneler gelmektedir. İğnelerin gövdesi, orta kısımda dövülerek yassılaştırılmış ve buraya da bir delik açılmıştır. İğnelerin baş kısımları bazen topuz biçimli, bazen ise konik veya düzdür. Bulunan bileziklerin tümü yuvarlak kesitlidir ve uçları birbirileri üzerinde birleştirilmiştir. Bunların yanında demirden yapılmış yüzük ve  topuz başlarına da rastlanmıştır. Demirden yapılan çeşitli eşya, takı ve silahların çok büyük bir kısmı, konservasyon çalışmalarıyla kurtarılarak bilim dünyasına kazandırılmıştır.

 

Yoncatepe mezarlarında demirden olanlara kıyasla tunçtan yapılmış mezar armağanlarının sayısı oldukça azdır. Ortaya çıkarılan tunç eserlerin başında haşhaş başlı süs iğneleri ile birkaç yuvarlak kesitli yüzük ve küpe gelmektedir. İlginçtir ki Ernis ve Karagündüz mezarlarında ortaya çıkarılan tunç takılar, demirden yapılanlarla kıyaslanmayacak kadar çok az sayıdadır. Aslında bu durum Erken Demir Çağı'nda tunç yapmak için gerek duyulan kalayın demire kıyasla çok az bulunduğunu ve çok değerli olduğunu göstermektedir. Bu yüzden Erken Demir Çağı'nda tunçtan yapılan takıların demirden yapılanlara kıyasla az olmasına şaşırmamak gerekir.

Mezarlarda ölü armağanı olarak çok nadir olmakla birlikte altından yapılmış takılara da rastlanmıştır. M3 Mezarı'nda, gövdeleri bombeli ve içleri boş olan bir çift sarkaçlı altın küpe ile birlikte ne olduğu tam olarak saptanamayan, fakat üzerlerinde geometrik bezemeler bulunan birkaç altın obje bulunmuştur. Gümüş ve kurşundan yapılan daire biçimli ve yuvarlak kesitli küpelerin yanı sıra, yine aynı metallerden yapılmış elbise düğmeleri de bulunmuştur. Yassı, mantar başlı düğmelerin alt kısımlarında bulunan ip deliği bozulmamıştır. Altın, gümüş, kurşun ve tunçtan yapılan takı ve ziynet eşyaları, o dönemdeki takı modasını yansıtırlar. Ayrıca bu ilginç takılar Urartu kuyumculuğunun esin kaynağını oluşturdukları için çok büyük bir önem göstermektedirler. Mezarlarda ayrıca çok sayıda akik, kornalin, cam, firitten yapılmış boncuk da ortaya çıkarılmıştır.
Yoncatepe Nekropolü'nde ortaya çıkarılan çanak çömleklerin çoğu teknik, biçim ve bezeme anlayışı açısından Erken Demir Çağı için karakteristik örneklerdir. Bunun yanında M3 Mezarı'nda ortaya çıkardığımız, sayısı 6'yı bulan boya bezemeli çanaklar ilgi çekicidir. Genellikle omuz kısımları bordo boya ile zigzag veya dalgalı bantlarla bezenen çanaklar form bakımından diğerleri ile aynıdırlar. Nahçıvan Bölgesi'nde, Erken Demir Çağı'na ait yerleşim merkezleriyle mezarlarda ortaya çıkarılan çanak çömleklerde de aynı bezeme anlayışı görülmektedir.
Çanakların büyük bir bölümü çark yapımıdır ve keskin omurgalıdır. Çoğunlukla, ağız kenarı veya omuz kısmı birbirilerine paralel sıralanan oluklar ile bezenmiştir. Bazılarında ise gövde üzerinde çentik ve kazı bezeme yer almıştır. Genellikle büyük boyutlu  (30-45 cm çapında) çanaklar arasında küçük boyutlu -minyatür-olanlarına da rastlanmıştır. Bunlar, diğerlerinden form ve bezeme anlayışı açısından bir farklılık göstermezler. Mezarlarda çanaklara oranla çömlek türü kapların sayısı azdır. Büyük bölümü çark yapımı olan çömlekler, çoğunlukla kısa boyunlu ve basık gövdelidirler. Çömleklerde bezemeye pek fazla rastlanmamakla birlikte birkaç kazı bezemeli örnek mevcuttur.  Mezarlarda ortaya çıkarılan ve sayıları yüzleri geçen çanak ve çömleklerin bir başka ilginç özelliği ise, genellikle günlük yaşamda kullanılmayacak nitelikte olmalarıdır. Yani mezar armağanı olarak konulan çanak ve çömleklerin kalitesi düşüktür.