DOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE URARTU BARAJ VE SULAMA KANALLARININ ARAŞTIRILMASI
Prof. Dr. Oktay Belli
 

Başkentliğini Van Ovası'nda Tuşpa (bugünkü Van Kalesi) ve Rusahinili'nin (bugünkü Toprakkale) yaptığı Urartu Krallığı, M.Ö.9.-6. yüzyıllar arasında başta Doğu Anadolu olmak üzere, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran Bölgelerinde egemenliğini sürdürmüştür. Urartu Kralları tarafından Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaptırılan önemli imar faaliyetleri, Eskiçağ'da  bu bölgeye altın çağını yaşatmıştır. Bunların başında baraj, gölet, ve sulama kanalları gelmektedir. Sulama tesislerinin varlığını saptamak amacıyla yapmış olduğumuz yüzey araştırması, 1987 yılından beri kesintisiz olarak devam etmektedir. 13 yıl boyunca saptamış olduğumuz ve şimdilik sayıları 63'ü geçen baraj, gölet ve sulama kanalları, Urartu Krallığı'nın çekirdeğini oluşturan Doğu Anadolu'yu bir "Barajlar Bölgesi" durumuna getirmiştir. Öyle ki Anadolu ve Dünya'nın öteki coğrafi bölgelerinde bu kadar çok barajın varlığına rastlanılmamaktadır. Bundan da önemlisi, yaklaşık olarak 2700-2800 yıldan beri kesintisiz olarak çalışan çok sayıdaki baraj, gölet ve sulama kanalının benzerine, şimdiye kadar ne Anadolu, ne de Dünya'nın öteki ülkelerinde rastlanılmaktadır. Bu yüzden Urartu Krallığı'nı Anadolu ve Eski Önasya Dünyası'nın en büyük "Hidrolik Uygarlığı" olarak adlandırmak yerinde olacaktır.  

            Bölgedeki ilk sulama tesislerinin Urartu Krallığı döneminde yapılmış olması, Doğu Anadolu Bölgesi için bir dönüm noktası olmuştur. Bu zamana değin Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki  toplulukların ekonomik yaşamında hayvan besiciliği ön plan da iken, bundan sonra artık tarımın ön plana geçtiğine tanık olmaktayız. Yani sulamaya dayanan modern tarımın temelleri, ilk kez Urartu Krallığı tarafından atılmıştır. Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaptırılan çok sayıdaki baraj, gölet ve sulama kanalları da, yapılan modern tarımın canlı kanıtını oluşturmaktadır.  

             Günümüzde bile büyük bir hayranlıkla izlenen Urartu Krallığı'na ait baraj, gölet ve sulama kanalları, kendisinden sonra Doğu Anadolu Bölgesi'nde kurulan uygarlıkların söylencelerine ve türkülerine konu olmuştur. Çünkü ne Eskiçağ ve Ortaçağ'da, ne de Yeniçağ'da hiçbir uygarlık Doğu Anadolu Bölgesi'nde Urartu Krallığı'nın yapmış olduğu kadar baraj, gölet ve sulama kanalı inşa etmiştir. Bugüne değin saptadığımız çok sayıdaki Urartu barajı, Doğu Anadolu Bölgesi'nde ırmaklar üzerine yapılan modern barajların ilk örneklerini yansıtmasının yanı sıra, 2800 yıllık baraj inşa tekniğinin tarihsel gelişimini göstermesi açısından da, çok büyük bir önem taşımaktadır. 

  Urartu Kralları'nın Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaptırdıkları çok sayıdaki baraj, gölet ve sulama kanalları, Eskiçağ'da Hitit ve Assur Krallıkları'nın baraj ve sulama kanalı yapma geleneğini Pers, Hellenistik, Bizans, Ortaçağ ve Osmanlı Devleti dönemine taşımıştır. Yani Anadolu'da sulamaya dayalı modern tarım kültürünün yaygınlaşmasında ve baraj yapma geleneğinin gelişmesinde, Urartu Uygarlığı çok önemli bir köprü görevini üstlenmiştir. Günümüzde Doğu Anadolu Bölgesi'nde Fırat ve Dicle ırmakları üzerine yaptırılan modern barajların ilk örneklerini, 2700 yıl önce Urartu Kralları tarafından küçük çay ve dereler üzerine kurulan barajlar oluşturmaktadır.

             Doğu Anadolu Bölgesi'nin en zengin su kaynaklarından birini de, Van Ovası'nın doğusunu yarım ay şeklinde çevreleyen 3200 m. yüksekliğindeki Erek Dağı oluşturmaktadır. Urartu Krallığı döneminde Erek Dağı ve eteklerindeki su kaynakları üzerinde toplam 14 adet gölet ve baraj yapılmıştır. Yapılan gölet ve barajların hemen hepsi, Erek Dağı'nın batısından Van Gölü'ne kadar eğimli bir şekilde uzanan yaklaşık 150 km² genişliğindeki Van Ovası'nda yapılan tarımın su gereksinmesini karşılamaktadır. Van Ovası oldukça verimli topraklara sahip olmasına karşın, su yönünden fakirdir. Yapılan barajların en eskisini, Urartu Krallığı'nın kurulmasından önceki döneme ait Bakraçlı ve Harabe Barajları oluşturmaktadır. Bakraçlı Barajı tahrip edilmesine karşın, Harabe Barajının 1.5-2 m. yüksekliğindeki duvarları yıkılmadan günümüze değin özgün biçimini korumuştur. 30x30 cm. büyüklüğündeki savağı, bugüne değin bulunan baraj savaklarının en küçük örneğini oluşturmaktadır. Yalnızca baraj alanının içi toprak ile dolduğu için, son 80 yıldan beri tarla olarak kullanılmaktadır. 1 km. güneyinde bulunan Yoncatepe Kalesi ve nekropolleriyle birlikte Erken Demir Çağı'na tarihlenen Harabe Barajı, Urartu Barajlarının ilk prototipini yansıttığı için çok büyük bir önem taşımaktadır. Zivistan Köyü yakınlarındaki Azab Göleti, Kral İşpuini (M.Ö.830-810) döneminde kurulmuştur ve Urartu göletlerinin bilinen ilk örneğini yansıtmaktadır. Kevenli ve Yukarı Ömer Gölü, Aşağı Ömer Gölü, Kilise Gölü ve Kadim Barajları, Urartu Kralı Menua (M.Ö.810-786) döneminde yapılmıştır. Rusa (Keşiş Göl) ve Köşebaşı Barajları ile Yakup, Kurubaş ve Sıhke Göletleri de, Kral II.Rusa (M.Ö.685-645) döneminde yapılmıştır. Hatta yapılan baraj ve göletler Van Ovası'nın güney bölümünün su gereksinmesini karşılayamadığı için, Gürpınar Ovası'ndan Van Ovası'nın güneyindeki topraklarda bulunan meyve ve sebze bahçelerinin su gereksinmesini karşılayabilmek için 51 km. uzunluğunda olan ünlü Menua (Semiramis/Şamram) Kanalı yapılmıştır. Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki diğer su kaynakları üzerinde birbiriyle bağıntılı olarak bu kadar çok sulama tesisinin yapılmadığı görülmektedir. Yani Doğu Anadolu Bölgesi'nde bu güne kadar bulunan Urartu sulama tesislerinin yaklaşık olarak beşte biri, Van Ovası'nın doğusunda yükselen Erek Dağı ve eteklerinde yer almaktadır. Öyle anlaşılmaktadır ki Urartu başkenti Tuşpa'nın (Van Kalesi) Van Ovası'nda kurulmasında, Erek Dağı ve eteklerindeki zengin su kaynakları da bir başka olumlu koşulu hazırlamıştır.  

            Doğu Anadolu Bölgesi'ni diğer bölgelerden ayıran en önemli coğrafi özelliği, bölgenin deniz seviyesinden oldukça yüksek ve dağlık olmasıdır. Bu iki özellik bölgede yaşayan insanlar üzerinde hayvan besiciliğinin tarımdan daha yaygın bir ekonomik kaynak olmasını gerektirmişse de, Urartu Kralları'nın yaptırmış oldukları sulama tesisleri sayesinde tarım ön plana geçmiştir. Baraj, gölet ve sulama kanallarından alınan sular, küçük ova ve vadilerde yapılan tarıma hayat vermiştir . Ayrıca sulama kanallarının yardımıyla arazi cennete dönüştürülmüştür. Birçok Urartu kalesinde yapılan kazıda ortaya çıkarılan ve her biri 1000 litre yiyecek ve içecek alan yüzlerce büyük küp, yapılan tarımın ne denli modern ve geniş kapsamlı olduğunu göstermektedir. Urartular'ın elde ettikleri tarım ürünleri arasında arpa, buğday, kızılca (kılçıklı) buğday, darı, çavdar, bezelye, nohut, bakla, mercimek ve  susam yağı bulunmaktadır. Ancak üzüm bağlarından elde edilen üzümlerden yapılar şaraplar, depolarda çok büyük bir yer tutmaktaydı.  

Urartu Krallığı'nın M.Ö.6. yüzyılın başlarında İskitler tarafından yıkılmasından sonra, baraj, gölet ve sulama kanalları Doğu Anadolu Bölgesi'ne gelip yerleşen Ermeniler tarafından olduğu gibi kullanılmaya başlanmıştır. Sulama kanallarının yardımıyla elde edilen tarım ürünlerinin türleri ve benzer yöntemlerle depolandığı konusunda Grek tarihçileri ilginç bilgiler vermektedir. Örneğin tarihin babası sayılan Herodotos, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki üzüm bağlarından elde edilen kaliteli şarabın güneyde Basil kenti pazarlarında satıldığını yazmaktadır. M.Ö. 400 yılında ise Xenophon'un Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki köy konutlarının depolarında biriktirilen şarap, susam yağı ve diğer tarım ürünlerinin türleri konusunda verdiği bilgi, Urartu kalelerinin depolarında ortaya çıkarılan tarım ürünlerinin benzerini oluşturmaktadır.  

  

          Urartu Kralları tarafından Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaptırılan baraj, gölet ve sulama kanalları, tıpkı günümüzde olduğu gibi, Ortaçağ ve Osmanlı döneminde de aynı amaçla kullanılmıştır. Ortaçağ'da baraj, gölet ve sulama kanalları sayesinde yapılan başarılı tarım ve elde edilen tarım ürünlerinin bolluğu, Ermeni, Arap, İranlı tarihçi ve coğrafyacılar ile Avrupalı seyyah ve elçiler tarafından övgüyle anlatılmıştır. Hatta Anadolu'dan İlhanlılar'a  her yıl vergi olarak ödenen para, kumaş, metal eşya ve hayvanın yanı sıra, tonlarca ağırlıkta meyvenin de ödenmesi, meyve bahçeleri ve üzüm bağlarından elde edilen meyvenin ne denli fazla olduğunu göstermektedir. Osmanlı Devleti döneminde ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi ile birçok Avrupalı seyyah ve elçi, Doğu Anadolu Bölgesi'nde bir cennet görüntüsü veren üzüm bağları ve meyve bahçeleri konusunda ayrıntılı bilgiler vermektedir.  

            Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki baraj, gölet ve sulama kanallarının % 85'i erozyondan büyük ölçüde etkilenmiştir. Baraj  ve göletlerin erozyondan bu denli şiddetli bir şekilde etkilenmesinde, bölgedeki orman alanlarının ortadan kalkmasının da çok büyük bir etkisi olmalıdır. Ancak Ortaçağ, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde baraj, gölet ve sulama kanallarında yapılan küçük onarımlar sayesinde Urartu baraj ve gölet ve sulama  kanallarının % 35'i günümüzde bile kullanılmaktadır.  

            Doğu Anadolu Bölgesi'nde bugüne kadar yaptığımız araştırma sonuçlarına göre, Urartu sulama yapılarının kuzeydeki sınırını Çıldır Gölü yakınlarındaki Darboğaz Barajı, doğudaki sınırını Türk-İran sınırı yakınlarındaki Gelincik Barajı, batıdaki sınırını Erzincan'ın doğusundaki Ağındır ve Karaağaç Barajları, güneydeki sınırını da Arç ve Kırmızı Düzlük Barajları oluşturmaktadır. Son 13 yıldan beri saptadığımız baraj, gölet ve sulama kanallarının üçte ikisinden fazlası, Urartu Krallığı'nın çekirdeğini oluşturan Van Bölgesi'nde yer almaktadır. Urartu Krallığı'nın doğu sınırını oluşturan Kuzeybatı İran içlerinde, kuzeyde  Transkafkasya'da ve batıda da Bingöl-Elazığ-Malatya Bölgesi'nde şimdilik Urartu sulama tesisinin varlığına rastlanılamamıştır. Devam ettireceğimiz yüzey araştırmaları sırasında, Urartu Krallığı'nın Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki yayılım alanında birçok sulama yapısının daha bulunacağını ümit etmekteyiz.  

             Bugüne değin saptamış olduğumuz Urartu sulama tesislerinin 40'ı baraj, 16'sı gölet ve 7'si de sulama kanalıdır. Sulama tesislerinden vereceğimiz birer örnek, bunların niteliği ve işlevi konusunda daha iyi fikir verecektir.

 

MEMEDİK GÖLETİ  

Memedik Göleti Van'ın 45, Erçek Gölünün ise 10 km. kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Göletin, Erçek Gölü'nün hemen kuzeydoğu kıyısında yer alan Karagündüz Höyüğü'ne olan uzaklığı 8.5 km., Erken Demir Çağı'na ait nekropollere uzaklığı ise 7 km.'dir. Bu ilginç göletin M.Ö. 9. yüzyılın sonunda yapıldığı anlaşılmaktadır. 

   Gölette biriktirilen sular, doğudan batı yönüne doğru akan ve Erçek Gölü'ne dökülen Memedik Çayı'ndan alınan bir kanal aracılığı ile getirilmektedir. Göletin duvarı, arazinin biçimine göre batı ve güney kısmını kapatmaktadır. Ancak yüzlerce yıldan beri kanal suyunun taşımış olduğu kalın toprak tabakası hem göletin içini, hem de duvarların üstünü kapatmıştır. Bu yüzden yaklaşık olarak yüz yıldan beri göletin içi tarla olarak kullanılmaktadır. Duvarın mevcut genişliği 5-9 m., yüksekliği de 1.5-2 m. arasında değişmektedir. Göletin savağı güneybatıda yer almaktadır. Toprak ile kapanan savaktan su akıtmak için halk tarafından sık sık kazının  yapıldığı anlaşılmaktadır. Kazılan kısımlarda, duvarlarda iri kalker taşların kullanıldığı görülmektedir. Oysa yakın çevrede kalker yataklarının olmadığını göz önüne alacak olursak, duvarlarda kullanılan binlerce metreküp kalker taşın çok uzak yerlerden taşınarak getirildiği anlaşılmaktadır. Gölet duvarının en ilginç özelliği, 1 km. uzunluğunda olmasıdır. Gölet duvarı bu haliyle Doğu Anadolu Bölgesi'nde bugüne değin bulunan Urartu sulama tesislerinin en uzun duvarını oluşturmaktadır. Bundan sonra 342 metrelik duvar uzunluğuyla Sıhke Göleti gelmektedir. Bu kadar  uzun ve sağlam duvarlar, Urartu su mühendisliğinin ne denli geliştiğini de göstermektedir. Memedik Göleti'nin yapılmasının en büyük amacı, arazide derin bir yatak açan Memedik Çayı'nın kuzeyde sulayamadığı verimli topraklarda yapılan tarım ve sebze bahçelerinin su gereksinmesini karşılamak içindir. Batı ve güneybatı yönüne doğru akıtılan sular, Erçek Gölü'ne değin uzanan yaklaşık 8 km. uzunluğundaki toprakları sulamaktadır. İlginçtir ki Memedik Göleti işlevini yitirdikten sonra, bu verimli topraklarda yapılan tarımsal etkinliklerin su gereksinmesini karşılamak için zorunlu olarak betondan yeni bir kanal yapılmıştır. Bu kanal da suyunu yine Memedik Çayı'ndan almaktadır. Duvarları bozulmadan olduğu gibi kalan Memedik Göleti, günümüzde bile hayranlıkla izlenmektedir. 

 

MENUA (SEMİRAMİS-ŞAMRAM) KANALI

 Anadolu ve Dünya su mühendisliğinin bir harikası olan 51 km. uzunluğundaki Menua Sulama Kanalı, aynı zamanda 2800 yıllık ölümsüz bir aşk efsanesini de simgelemektedir. Kanalın çevresinde Kral Menua (M.Ö. 810-786) tarafından eşi Tariria için bugünkü Kadem Bastı mevkiinde yapay teraslar halinde yaptırılan asma bahçeleri, Assur Kraliçesi Semiramis'in Dünya'nın 7 harikasından biri sayılan asma bahçeleriyle özdeşleştirilerek efsaneleştirilmiştir.
 

 Halk tarafından bir aşk öyküsüyle efsaneleştirilerek Semiramis/Şamram adını alan bu ünlü sulama kanalı, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze değin ulaşmıştır. Öyle ki Şamram Kanalı, günümüzde sevilerek söylenen halk türkülerinde bile "Edremit Van'a bakar, içinden Şamram akar" dizeleriyle yaşamaya devam etmektedir.  

Van'ın kuş uçumu 50 km. güneyinde yer alan Gürpınar (Havasor) Ovası'ndan Urartu Krallığı'nın başkentinin bulunduğu Van Ovasına tatlı su getiren Menua Kanalı, aynı zamanda geçtiği yerlerde yapılan tarıma hayat vermektedir. Ortalama 2.5 m3. su taşıyan Menua Kanalı'nın Van Ovası'na taşımış olduğu su kapasitesi 75 milyon metreküpten fazladır. Kanal boyunca yaklaşık 5000 hektardan fazla arazi sulanmaktadır. Yapıldığı tarihten günümüze kadar 2800 yıldan beri kesintisiz olarak çalışan böylesine ölümsüz bir sulama kanalının benzerine şimdiye kadar Anadolu ve Dünya'da rastlanılmamıştır.  

Gürpınar ilçesinin 6 km. güneybatısında ve Yukarı Kaymaz (Mecingir) köyünün 1 km. güneydoğusunda büyük bir su kaynağı bulunmaktadır. Halk tarafından Semiramis/Şamram Kaynağı olarak adlandırılan kaynak, taşıdığı su potansiyeli açısından Van Bölgesi'nin en büyük su kaynağını oluşturmaktadır. 37-38 m. çapındaki bir alandan fışkıran kaynak suyu, saniyede 6-10 m3. arasında değişmektedir. Kaynaktan çıkan su önce toprak bir kanalın içinde kuzey yönüne sevk edilerek, doğudan batı yönüne doğru akan Hoşap Çayı üzerinden bir aşırtma kemeri (aqudekt) ile geçirilmiştir. Daha sonra kalkerden oluşan bir araziden geçirilen kanal, ortalama 3.5-4 m. genişliğinde ve 1.5-2 m. derinliğindedir. Kanalın büyük bir kısmının kalkerden oluşan  arazi içinden geçirildiği görülmektedir. Zaten kanalın 2800 yıl boyunca bozulmadan varlığını korumasında ve bölgede meydana gelen şiddetli depremlerden etkilenmemesinde, kalkerden oluşan ana kaya içinden geçirilmesinin büyük etkisi olmuştur. Kanal suyunu belirli seviyede akıtabilmek için, arazinin elverişli olmayan çukur ve derin vadilerine yüksek destek duvarları örülmüştür. İri kalker taşlardan örülen destek duvarlarının üst kısımları yıkılmasına karşın, duvarların Gülo Boğazı ve Kadem Bastı mevkilerindeki yüksekliği 7-11 m.'ye ulaşmaktadır. Bindirme tekniği ile yapılan duvarlardaki eğim oranı 4-9 m. arasında değişmektedir. Kadem Bastı mevkiinde yapay olarak yapılan teraslardaki meyve bahçeleri ve üzüm bağları, burayı gerçek anlamda bir cennete çevirmiştir. Buradaki meyve bahçeleri ve asma bahçelerinin güzelliği çağlar boyunca halkın dilinden düşmemiştir. Hatta günümüzde bile Van Bölgesi'nin en güzel mesire yerini ve dinlenme tesislerini, Kadem Bastı mevkii oluşturmaktadır. Kadem Bastı'daki destek duvarları üzerindeki taşın biri üzerinde bulunan çivi yazıtında şunlar okunmaktadır:  

Bu bağ Menua'nın eşi Tariria'nındır. Adı Tariria bağıdır

Ayrıca Menua Kanalı'nın bir başka ilginç özelliği, destek duvarlarına ve kanalın yakın yerlerine toplam 15 adet çivi yazılı inşa yazıtının konulmuş olmasıdır. Şimdiye kadar hiçbir Urartu yapısında bu kadar çok inşa yazıtına rastlanılmamıştır. Konulan inşa yazıtları kanalı neredeyse bir "yazıt anıtı"na dönüştürmüştür. Yazıtların bir kısmı kısa, bir kısmı da uzundur. Kaybolmaya ve tahrip edilmeye karşı bir önlem olmak üzere yazıtlar aynı içeriğe sahiptir. Kısa olan yazıtlarda şunlar okunmaktadır :  

            Tanrı Haldi'nin kudreti sayesinde, İşpuini oğlu Menua

            bu kanalı açtı. Adı Menua kanalıdır. 

Yazıttan da açıkça anlaşılacağı gibi, kanalın adının Menua Kanalı olduğu belirtilmiştir. İlginçtir ki daha uzun içerikli metne sahip diğer yazıtlarda da, kanalın adının Menua Kanalı olduğu vurgulanmıştır. Aynı içeriğe sahip 4 adet uzun içerikli metinde ise şunlar okunmaktadır.  

İşpuini'nin oğlu Menua, Tanrı Haldi'nin gücü sayesinde bu

kanalı Açtı. Adı Menua Kanalı'dır. Tanrı Haldi'nin büyüklüğü

sayesinde, Menua, güçlü kral, büyük kral, Bianili Ülkelerinin

Kralı, Tuşpa kentinin efendisidir.

Menua der ki, kim bu yazıyı silerse, kim onu tahrip ederse,

kim bunu görürse, kim başkasına "Bu kanalı ben açtım" derse o, Tanrı Haldi, Tanrı Teişeba, Tanrı Şivini ve bütün tanrılar tarafından mahvedilsin; güneş ışığından yoksun edilsin.

 

Geçtiği yerlerde tarla ve sebze bahçelerine hayat veren Menua Kanalı, 2800 yıldan beri sanki yeni yapılmış gibi çalışmaktadır.
 

RUSA BARAJI

Van Ovası'nın doğusunu yarım ay şeklinde çevreleyen Erek Dağı'nın üzerinde bulunan Rusa Barajın, Urartu Kralı II. Rusa (M.Ö. 685-645) tarafından yaptırılmıştır. Barajın kimin tarafından hangi amaçla yaptırıldığını ve nereleri sulaması gerektiği konusundaki önemli bilgileri içeren çivi yazılı stel, 100 sene önce Berlin'deki Pergamon Müzesi'ne kaçırılmıştır. Halk tarafından Keşişgöl Barajı olarak da isimlendirilen barajdan batı yönüne doğru akıtılan sular, Van Ovası'nın sulanamayan kuzeybatı ve güneydoğu kesimlerindeki tarım alanlarını sulamaktadır.

  Van Ovası'na kadar birbiriyle bağlantılı olarak yapılan 4 adet baraj ve gölet, geçirmiş olduğu küçük onarımlarla 2700 yıldan beri hala çalışmaktadır. Deniz seviyesinden 2544 m. yüksekliğindeki Rusa Barajı, 7 km.2'lik bir alana yayılmaktadır. Barajda biriken sular, 40 milyon m3'ten fazladır. Çok gelişmiş bir mühendislik ürünü olan Rusa Barajı'nın iki ayrı duvarı bulunmaktadır. Bu duvarlardan biri duvarın batı ucunda, diğeri de kuzeybatı ucundadır. Çok dar ve kayalık bir vadiye yapılan batı duvarı, 7 m. genişliğinde arka arkaya yapılan iki ayrı duvardan oluşmaktadır. İki duvarın arası ise 13.40 m. genişliğinde bir blokaj ile doldurulmuştur. Böylece toplam olarak 27.40 m. genişliğinde ve 62 m. uzunluğunda bir duvar ortaya çıkmıştır. Dışyüzleri kabaca düzeltilen ve oldukça iri kalker taşlardan yapılan bu anıtsal duvarın mevcut yüksekliği de, 4.5-5 m. arasında değişmektedir. Ne yazık ki bu duvarın su tarafına bakan ön kısmı, Van Ovası'nın kuzeydoğu kesimine daha çok su göndermek amacıyla, 1880'li yıllarda Osmanlı Hükümeti tarafından toprak yığdırılarak köreltilmiştir. Bu yüzden barajın bu duvarı yaklaşık 110 yıldan beri çalışmamaktadır. Duvarın doğu uç kısmına yakın bir yerde bulunan savak kısmı, bozulmadan özgün biçimini günümüze değin korumuştur. 70x1.10 m. büyüklüğündeki savak, bugüne değin bilinen Urartu baraj savaklarının en büyük olanını oluşturmaktadır. Savaktan batı yönüne doğru akıtılan sular, dar ve kayalıktan oluşan bir vadiden hızlı bir şekilde  akarak, önce Doni Göleti'nde dinlendirilmektedir. Dar bir vadi içine yapılan Doni Göleti'nin duvarı, Osmanlı Devleti döneminde büyük ölçüde yeniden yapılmıştır. Toplam 69 m. uzunluğunda ve 2.5-3 m. genişliğinde olan duvarın yüksekliği de, 4-7 m. arasında değişmektedir. Doni Göleti'nden batıya akıtılan sular, Menua Kanalı'nın sulayamadığı Van Ovası'nın güneydoğu kesiminde yapılan tarım alanlarının su gereksinmesini karşılamaktadır.

 

Barajın kuzeybatı ucundaki duvar 1892 yılında yıkılmışsa da, daha sonra yeniden onarılan baraj duvarı, günümüze değin çalışmasına devam etmektedir. Buradan batı yönüne doğru akıtılan sular, Van Ovası'nın kuzeydoğusundaki ikinci Urartu başkenti Rusahinili'nin (Toprakkale) kuzeydoğu eteğinde bulunan Sıhke Göleti'nde biriktirilmektedir. Dar ve çok dik bir vadi içinden geçen baraj suyu, oldukça hızlı bir şekilde akmaktadır. Rusa Barajı'nın yer aldığı 2544 m. kotundan 1750 m. kotundaki Van Ovası'na doğru % 4 gibi bir eğimle hızla akan baraj suyunu depo edip daha düzenli bir şekilde akmasını sağlamak ve Sıhke Göleti'nin toprakla dolmasını önlemek için, önce Köşebaşı Barajı yapılmıştır. 

Köşebaşı Barajı, Sıhke Göleti'nin 6-6.5 km. kadar doğusunda bulunmaktadır. Rusa Barajından Köşebaşı Barajına kadar suyun aktığı uzaklık  14-15 km. kadardır. Baraj duvarı, doğu-batı doğrultusunda uzanan dar bir vadi içine yapılmıştır. Ancak duvarın büyük bir kısmı, çok hızlı bir şekilde akan baraj suyu tarafından tahrip edilmiştir. Temellerine varıncaya kadar tahrip olan duvarın yalnızca kuzey ucundan çok az bir kısmı günümüze kadar varlığını koruyabilmiştir. Duvarın temellerine varıncaya değin aşırı bir şekilde tahrip olmasında,1892 yılında Rusa Barajı'nın kuzeybatı duvarının parçalanması sonucunda oluşan sel felaketinin de büyük etkisi olmuştur. Baraj suyunun vadinin kuzeyinde açmış olduğu derin kesitte, duvarın kalıntıları görülmektedir. Baraj duvarı tıpkı Rusa Barajı'nın batı duvarı gibi, arka arkaya inşa edilen iki ayrı duvardan oluşmaktadır. Temelleri ana kaya üzerine yapılan batı duvarı, 15 m. genişliğinde ve 3.5 m. yüksekliğindedir. İkinci duvar ise 11.5 m. genişliğindedir. İki duvar arasındaki dolgu tabakasının genişliği de, 5m.'dir. Böylece 31.5 m. genişliğindeki baraj duvarı, şu anda Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki Urartu baraj duvarlarının en genişini oluşturmaktadır. Buradan batı yönüne doğru akan sular, Van Ovası'nın kuzeydoğu kesimindeki Sıhke Göleti'ndeki birikmektedir.  

Urartu Krallığı'nın ikinci başkenti Rusahinili'nin (Toprakkale) kuzeydoğu eteğinde bulunan Sıhke (Bostaniçi) Göleti, Rusa Barajından gelen  ve Köşebaşı Barajı'nda dinlendirilen  suların en son biriktirme alanını oluşturmaktadır. Rusa Barajı'ndan Sıhke Göletine kadar suyun aktığı uzaklık 21 km. kadardır. Oldukça geniş bir alana yayılan göletin güney kesiminde yapılan duvar, kabaca yarım ay biçimindedir. Osmanlı Devleti döneminde büyük bir onarım geçiren duvarın uzunluğu 342 m., genişliği de 6-17 m. arasında değişmektedir. Gölet bu haliyle Memedik Göleti'nden sonra Doğu Anadolu Bölgesi'nde ikinci uzun duvara sahiptir. Günümüzden 35 sene Van Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü tarafından eski duvarın 300 m. güneyine yeni bir duvar daha yapılarak, göl alanı büyütülmüştür. Bu yüzden eski duvar göl alanının ortasında ve sular altında kalmıştır. Suların çok az olduğu Sonbahar mevsiminde, eski duvar tümüyle ortaya çıkmaktadır. Göletten batı yönüne doğru akıtılan ve Urartular döneminde Alaini, günümüzde ise Akköprü Deresi olarak isimlendirilen sular, tıpkı Urartu Krallığı döneminde olduğu gibi hala Van Ovası'nın sulanamayan kuzeydoğu bölümündeki tarım alanlarının su gereksinmesini karşılamaktadır.