Aşağı
Kent Doğu Kapısı
Aşağı Kent'in üç tarafı 2
m. kalınlığında bir sur duvarı ile çevrelenmekte ve kuzeyde yükselen
Anzaf Kalesi'nin güney duvarlarıyla birleşmektedir. Bu kadar geniş
bir alana yayılan kentin birden çok kapısının olduğu anlaşılmaktadır.
Bu kapılardan birinin batıda, diğerinin kuzeyde, ötekinin de doğuda
yer aldığı sanılmaktadır. Ortaya çıkardığımız 4.30 m. genişliğindeki
Doğu Kapısı, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki kent kapılarının biçimi, büyüklüğü
ve inşa tekniği konusunda önemli bilgiler vermiştir. Kapı girişi,
Transkafkasya'da bulunan Karmir-Blur'daki kentin kuzey kapısı gibi,
iki duvar arasındaki bir boşluktan oluşmaktadır. Çift kanatlı olduğu
anlaşılan kapı, içeriye doğru açılmaktaydı. Doğu Kapısı'nın kent halkı
tarafından kalenin doğu eteklerinde çok geniş bir alana yayılan tarım
alanlarına ve Yukarı Anzaf Barajı'na gitmek için kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Kapı Kral Menua döneminde kale ve Aşağı Kent ile birlikte planlanarak
yapılmıştır. Bu yüzden Doğu Anadolu, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran
Bölgeleri'nde yer alan yerleşim merkezlerindeki kent kapılarının şimdilik
en erken örneğini yansıttığı için, çok büyük bir önem taşımaktadır.
Depo Yapıları
Kalenin batı sur duvarına
bitişik olarak yan yana bir çok depo odası yapılmıştır. İki katlı
olduğu anlaşılan odaların ilk katları gibi bodrumların batı duvarları
da, doğuda yükselen birden çok katlı yapıların batı yönüne doğru şiddetli
bir şekilde yıkıp akmasıyla, kalenin batı sur duvarlarıyla birlikte
temellerine varıncaya değin yıkılmıştır. Kuzey Kapı Avlusu'nun hemen
güneybatısından başlayan ve kuzeye doğru yan yana yapılan 4 bodrum
odası farklı büyüklüklere sahiptir. Yan yana yapılan depo odalarının
birbirinden ortalama 4 m. genişliğinde bir ara duvar ayırmaktadır.
Toplam 5 bodrum odasında da herhangi bir kapı girişinin bulunmamış
olması, bunlara ilk kattan merdiven ile girildiğini göstermektedir.
Duvarları beyaz badanalı ve tabanları sıkıştırılmış kilden özenli
bir şekilde yapılan bu odaların birinin mutfak, diğerlerinin de depo
olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Güneybatı köşede kare planlı
odada bulmuş olduğumuz bir ocak ve fırın, bu odanın mutfak olarak
kullanıldığını göstermektedir.
Büyük Kule, Kuzey ve Güney
Kapıları
Anıtsal bir görünüme sahip
olan Kuzey ve Güney Kapıları ile bunları koruyan Büyük Kule, kalenin
güneybatı sur duvarları üzerinde yer almaktadır. Oldukça korunaklı
bir yere yapılan her iki kapı da, doğudan batı yönüne doğru esen sert
rüzgarlardan etkilenmemektedir. Kapıların ikinci önemli özelliği,
cepheden, yani batıdan bakıldığı zaman kesinlikle görülmemesidir.
Böylece her iki kapıya da gizlilik özelliği kazandırılmıştır. Anıtsal
bir kule ile güçlendirilen her iki kapıya da, savunma yönünden çok
büyük önem verildiği görülmektedir. Dış görünüm ve tasarım yönünden
bu tür hisar kapılarının benzerlerine şimdiye kadar Urartu Krallığı'nın
yayılım alanında rastlanılmamıştır.
Çok büyük bir kaya kütlesinin
kuzeybatı yüzüne, 11x8 m. büyüklüğünde kareye yakın bir kule yapılmış
ve kulenin doğusu, kayalık ile birleştirilmiştir. Özenle yontulmuş
iri kalker taşlardan yapılan ve kayalığa yaslanan bu güçlü kuleyi,
Büyük Kule olarak adlandırdık.

Anıtsal
ve etkileyici bir görünüme sahip olan Büyük Kule toprak seviyesinden
ortalama 7 m. yüksekliğindeyse de, ilk yapıldığı sıradaki yüksekliğinin
daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Özenle işlenmiş iri kalker taşlardan
yapılan kulenin üzerinde kerpiçten yapılmış odaların olduğu ve buralarda
nöbetçilerin kaldığı sanılmaktadır. Bu ilginç kule şimdilik Urartu
hisar kapılarını koruyan en eski kule örneğini oluşturmaktadır.
Büyük Kule'nin güneyinde,
güney kapısına geçit veren üstü açık üçgen biçiminde bir ön avlu bulunmaktadır.
Bu avludan Güney Kapısı'na merdivenlerle ulaşılmaktadır. Ancak güney
kapısı büyük ölçüde tahrip olduğundan, kaç metre genişliğinde olduğunu
bilemiyoruz. Aşağı Ketten gelen ve ters "U" şeklinde bir güzergahı
izleyerek ulaşılan Güney Kapısı, arabaların ve hayvanların geçmesine
elverişli değildir. Kapı avlusundan sonra güneydoğu yönüne doğru devam
eden yol, tapınak ve çevresindeki yapılara gitmektedir.
Güney Kapısı'na kıyasla daha
anıtsal yapılan Kuzey Kapısı, Büyük Kule'nin hemen batı yüzünde yer
almaktadır. Büyük Kule'nin batı yüzüne 2 m. genişliğinde ve 3.40 m.
derinliğinde kapının doğu kanadının duvarı yapılmıştır. Doğu kanadı
duvarının Büyük Kule ile birlikte tasarlanarak yapıldığı anlaşılmaktadır.
Kapı kanadı duvarının mevcut toprak seviyesinden yüksekliği 2.30 m.'dir.
Dikdörtgen planlı kapı kanadı duvarı bu haliyle oldukça kütlesel bir
görünüme sahiptir. Doğu kapı kanadının 3.80 m. batısında, kapının
batı kanadı yer almaktadır. Batıdaki kapı kanadı duvarı 2 m. genişliğinde
ve 3.40 m. derinliğinde dikdörtgen bir plan göstermektedir. Kapı kanadı
bağımsız olarak yapılmamış, kalenin güneybatısından gelerek doğu yönüne
doğru keskin bir dönüş yapan sur duvarlarıyla birleştirilmiştir. Böylece
giriş, çıkış ve savunma yönünden çok elverişli özelliklere sahip olan
3.40 m. derinliğinde ve 3.80 m. genişliğinde bir kapı girişi elde
edilmiştir. Kapı girişinin tabanı, fazla büyük olmayan taşlardan özenli
bir şekilde döşenmiştir. Kuzey Kapı girişinden, kalenin içindeki depo,
atölye ve diğer yapılara ulaşılmaktadır.
M.Ö. 7. yüzyılda Kuzey Kapısı
yapılan değişikliklerle 3.80 m. genişlikten 1.60 m.'ye küçültülmüştür.
Bunun için doğu kapı kanadının önüne 60 cm., batı kapı kanadı duvarı
önüne de 1.60 m. genişliğinde bir ek duvar yapılmıştır. Kapının ilk
yapıldığı sırada 3.80 m. genişliğinde iken çift kanatlı olduğu, 1.60
m.'ye indirildikten sonra da tek kanatlı bir kapıya dönüştüğü anlaşılmaktadır.
Savunma yönünden oldukça güçlü bir şekilde yapılan Kuzey Kapısı'nın
hangi nedenlerden dolayı daraltıldığını bilemiyorsak da, M.Ö. 7. yüzyılda
bölgede büyük bir depremin meydana geldiği ve bunun sonucunda kaledeki
mimari yapılarda çok büyük değişikliklerin yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Yapılan mimari değişiklikler, birçok yapıda belirgin olarak görülmektedir.
Kalenin ve kapının M.Ö. 7. yüzyılın sonunda İskit saldırıları sonucunda
çıkan büyük yangından etkilenerek aşırı bir şekilde yandığını, kapının
kuzeyinde yer alan iç avlu tabanındaki ortalama 70-80 cm. kalınlığındaki
kül ve kömür tabakası da doğrulamaktadır. Ancak kaleye yapılan saldırı
savunma yönünden çok iyi planlanan ve bir ölüm tuzağı niteliği durumunda
olan kapılardan yapılmamıştır. Kalede ve kapılarda çıkan yangının
şiddetinden kalker taşları patlamış ve taş duvarlar üzerinde bulunan
kerpiç duvarlar da yanarak, kırmızı renkli bir tuğlaya dönüşmüştür.
Kuzey Kapı avlusunda yapmış
olduğumuz kazı çalışmalarında, kalenin tahribi sırasında içerden dışarıya
çıkmak isterken dumandan boğularak ölen ve daha sonra çıkan yangında
aşırı bir şekilde etkilenen yüzlerce hayvan iskeleti ortaya çıkarılmıştır.
Kaleye yapılan İskit saldırısı sırasında, Aşağı Kent'te oturan halk
özel eşyaları ve hayvanları ile birlikte kaleye sığınmışlardır. Ancak
çıkan yangından ürken ve dışarı çıkmak için kuzey kapısına yönelen
yüzlerce hayvan kapı kapalı olduğu için dumandan boğularak birbirinin
üzerine gelecek şekilde üst üste yığılmışlardır. Ortaya çıkardığımız
hayvan iskeletlerinin % 60'ı yanarak kömürleşmiş, daha sonra Büyük
Kule'nin üzerinde yükselen kerpiç duvarların batı yönüne doğru yıkılmasıyla
tonlarca ağırlıktaki taş ve toprağın altında kalarak ezilmiş ve geniş
bir alana yayılmışlardır. Bu yüzden herhangi bir hayvan iskeleti tam
olarak ortaya çıkarılamamıştır. Çok geniş bir alana yayılan hayvan
iskeletlerinin 81'i büyükbaş, 452 tanesi de küçükbaş hayvanlara aittir.
Büyükbaş hayvanların hemen hepsi sığır, küçükbaş hayvan iskeletleri
ise koyun ve keçilere aittir. Ayrıca 1 adet köpek ve 1adet de tavşana
ait iskelet bulunmuştur. İskeletler üzerinde yapılacak ayrıntılı çalışmalar
sonucunda, M.Ö. 1. bin yılın ilk yarısında Van Bölgesi'ndeki hayvan
faunası ortaya çıkarılacaktır.
Mutfak
Yapıları
Depo ve mutfak yapıları olarak
adlandırılan odalar, Haldi Tapınağı'nın kuzeybatısında ve 5 no'lu
Depo Yapısının doğusunda yer almaktadır. Yan yana iki ayrı odadan
oluşan bu odaların güneyde olanı, doğuda yükselen birden çok katlı
yapıların batı yönüne doğru yıkılıp akmasıyla büyük ölçüde tahrip
olmuştur. Kuzey ve güney mutfak odalarını, ortalama 2.5 m. genişliğinde
ve 3.5 m. yüksekliğinde bir ara duvar ayırmaktadır. Fazla büyük olmayan
taşlardan yapılan duvarın üzerinin sıvanarak kireç ile beyaz badana
edildiği görülmektedir. Ara duvarın kuzeyinde bulunan mutfak odası
5x21 m. boyutlarında dikdörtgen bir plan göstermektedir. Bu odanın
batı duvarı hariç, diğer duvarları sağlam olarak ortaya çıkarılmıştır.
Doğu duvarının mevcut yüksekliği 3.60 m. ise de, bunun ilk yapıldığı
sıradaki yüksekliğinin 4 m. olduğu anlaşılmaktadır. Bu odanın batı
duvarı, doğuda yükselen birden çok katlı yapıların yıkılıp batı yönüne
doğru akmasıyla şiddetli bir şekilde tahrip olmuştur. Mutfak odasının
şimdilik tümüyle açık olan batı kısmı, bir teras ile son bulmaktadır.
2 m. yüksekliğindeki teras duvarının üst kısmında bulunan taşlar da,
yine batı yönüne doğru yıkılmıştır. Bu yüzden batı kısmına veya güneydeki
odaya geçit veren bir kapı girişinin olup olmadığını bilemiyoruz.
Kuzey mutfak odasının çeşitli
yerlerinde toplam 9 tandır ve 2 pitos (küp) ortaya çıkarılmıştır.
Ne yazık ki pitos ve tandırlar doğuda yükselen yapıların batı yönüne
doğru yıkılmasıyla, 2.5-3 m. kalınlığında bir taş ve toprak tabakasının
altında kalarak tahrip olmuşlardır. Mutfağın taban kısmı yer yer sıkıştırılmış
kilden yapılmışsa da, bazı yerlerinin yassı ve düzgün kum taşı bloklarıyla
döşendiği görülmüştür. Mutfakta çok sayıda çanak ve çömleğin yanı
sıra, ezgi taşları ve taş kaplar da bulunmuştur. Ayrıca mutfakta bulunan
metal eşya ve silahlar arasında demirden yapılmış bıçaklar, olta ve
demir bir külçe gelmektedir. Güney odasını ayıran ara duvarın önünde
tabana açılan dikdörtgen biçimli küçük bir erzak çukurunda ise, kilolarca
ağırlıkta karbonlaşmış tarım ürünleri ortaya çıkarılmıştır. Karbonlaşmış
tarım ürünlerinin Botanistler tarafından yapılan analizleri, bunların
az bir kısmının yabani nohut (Cicer Anatolicum) ve çok büyük bir kısmının
da mercimek (Lens Culinaris) olduğunu göstermiştir. Ayrıca büyük miktarda
küçük yumrular halinde beyaz, mavi, kırmızı (hematit) ve sarı (limonit)
toz boya parçaları da bulunmuştur. Bilindiği gibi Urartu Kalelerindeki
tapınak, saray, harem ve kabul salonlarıyla birçok odanın duvarları
renkli boyalarla çeşitli resim, bitki ve geometrik motiflerle bezenmişti.
Pitoslu
Yapılar
Pitoslu Yapılar, Mutfak Yapılarının
16 m. güneydoğusunda yer almaktadır. Pitoslu Yapıların bulunduğu alan,
Haldi Tapınağı'nın kuzeybatısında uzanan geniş teras alanının hemen
hemen uç kısmına yakın bir yerdedir. Deniz seviyesinden ortalama 1975
m. yüksekliğindeki bu alanın kuzey ve kuzeybatı yönlerine doğru gittikçe
eğimli olduğu görülmektedir. Pitoslu Yapılar arazinin biçimine göre
genellikle kuzey-güney doğrultusunda uzanmaktadır.

Şimdiye kadar
iki pitoslu oda ortaya çıkarılabilmiştir. Her iki oda da 4.5x10 m.
büyüklüğünde dikdörtgen bir plan göstermektedir. Batıdaki odada, mevcut
toprak seviyesinden 1.5 m. derinlikte yan yana gövdelerine kadar tabana
gömülmüş 12 pitos bulunmuştur. Aslında bu odada üç sıradan ve her
bir sırada yan yana yedi adet olmak üzeri toplam 21 adet pitosun olması
gerekmektedir. Her birinin ağız çapı farklı olan pitosların oldukça
büyük ve derin oldukları görülmektedir. Bu odayı doğusunda bulunan
odadan 1.60 m. genişliğinde ve 2 m. yüksekliğinde kerpiçten yapılmış
bir ara duvar ayırmaktadır. Kerpiç duvarın sıvalı, beyaz ve mavi boyayla
badana edildiği görülmektedir. Bu odada da yine gövdelerine kadar
tabana gömülmüş olan 13 pitos ortaya çıkarılmıştır. Buradaki pitos
sayısının da 21 olması gerekmektedir. Her bir pitos ortalama 1000
litreden fazla şarap almaktaydı. Bu odanın kerpiçten yapılan doğu
duvarına yan yana dört niş açılmıştır. Nişlerin üst kısımları üçgen
biçimlidir. Benzerlerine diğer Urartu pitoslu yapılarında rastlanılmayan
bu ilginç görünümlü nişlerin içine, çeşitli eşya, kap ve aydınlatma
araçları konulmaktaydı. Gelecek yıllarda devam ettireceğimiz çalışmalarla,
diğer pitoslu yapılar ortaya çıkarılacaktır.
Tapınak
ve Kuzeybatı Yapıları
Urartu Krallığı'nın ulusal
tanrısı Haldi'ye adanan tapınak, kalenin 1995 m. kodu ile en yüksek
rakımını oluşturan güney kesiminde yer almaktadır. 13.40 m. büyüklüğündeki
kare planlı tapınağın tabanı, ana kayanın düzeltilmesiyle elde edilmiştir.
Diğer Urartu tapınakları gibi köşeleri rizalitli olan tapınağın duvar
kalınlığı 2.5 m.'dir. Tapınağın kuzey yüzündeki kapısı, görkemli bir
görünüme sahip olan Süphan Dağı'na (4050 m.) bakmaktadır.

Ne yazık ki tapınağın içi ve
avlusu büyük bir Ortaçağ yerleşmesine sahne olduğundan, aşırı bir
şekilde tahrip olmuştur. Tapınağın kuzey ve batı duvarları, temellerine
varıncaya kadar sökülmüştür. Tapınak tabanını oluşturan düzeltilmiş
kayalığın çatlık kısmına dikey olarak çakılan demirden yapılmış mantar
başlı küçük bir murç, Urartu tapınaklarının temellerine konulan metal
eşya ve silahların şimdilik en eski örneğini oluşturmaktadır. Yalnızca
tapınağın doğu duvarı sağlam olarak kalmıştır. Bu duvar da doğudan
esen şiddetli rüzgarları engellediği için, Ortaçağ yerleşmecileri
tarafından özellikle tahrip edilmemiştir. Tahrip edilmeyen doğu duvarının
kuzeydoğu köşesinde, tapınak inşa yazıtı bulunmaktadır. Ayrıca parçalar
halinde bulmuş olduğumuz taşlar üzerindeki çivi yazıları, Ortaçağ
yerleşmecileri tarafından tahrip edilen tapınağın kuzeybatı köşesindeki
inşa yazıtına aittir. Bu yazıtların aynı içeriğe sahip oldukları anlaşılmaktadır.
Kuzeydoğu köşe duvarında bulunan inşa yazıtı, taşın her iki yüzüne
yazılmıştır. 6 satırdan oluşan asıl metin yok edilmeye karşı bir önlem
olmak üzere taşın doğu yüzüne 2 kez, kuzey yüzüne de 1 kez tekrar
edilmiştir. Metinde şunlar okunmaktadır:
Tanrı Haldi'nin gücü sayesinde İşpuini
oğlu Menua,
Tanrı Haldi'ye, efendiye, bu tapınağı ve bu kaleyi
mükemmel bir şekilde inşa ettirdi.
Bu yazıtın yine Kral Menua
tarafından yaptırılan Patnos-Aznavurtepe ve Körzüt Kalelerindeki tapınak
yazıtlarından ayrımlı olan en önemli özelliği, Menua'nın yapmış olduğu
askeri eylemlerden hiç söz edilmemiş olmasıdır. Bu yüzden tapınağın
Menua'nın henüz herhangi bir askeri eylem yapmadığı krallığının ilk
yıllarına ait olduğu anlaşılmaktadır. Böylece Yukarı Anzaf Kalesi
tapınağı, şimdilik en eski Urartu tapınağını oluşturmaktadır.
Haldi Tapınağı, tıpkı Çavuştepe
(Sardurihinili) Yukarı Kale, Altıntepe ve Arin-berd'deki (Erebuni)
tapınaklar gibi yalnızca bir celladan ibaret olmayıp, batısında yer
alan avlu ve avluya açılan odalarla bir yapı bütünlüğü oluşturmaktadır.
Tapınağın batısında yer alan avlu ve odalara, ana kayadan oyularak
açılan uzun bir koridordan geçilmektedir. Kalkerden oluşan kayalığın
büyük bir özenle oyulmasıyla yapılan koridorun mevcut uzunluğu 9.5
m.'dir. Kaya koridoru batıdan doğuda odaların bulunduğu yere doğru
genişlemektedir. Kaya koridorundan doğuda tapınak alanına girişi sağlayan
ilk kapı, koridorun her iki tarafına, yani kuzey ve güney duvarlarına
karşılıklı örülen birer kapı kanadı duvarıyla oluşturulmuştur. Kaya
koridorunun güney yüzüne bitişik olan kapı kanadı duvarı, 2 m. uzunluğunda,
1.70 m. yüksekliğinde ve 2 m. genişliğindedir.
Kapı boşluğunun hemen kuzeydoğu
köşesinde bulunan ahşap kapı direği, kapı ile birlikte şiddetli bir
şekilde yanarak kömürleşmiştir. Yangının şiddetinden duvarlarda kullanılan
kalker taşlar bile patlamıştır. Taş duvarlar üzerinde yükselen kerpiç
duvarlar da kırmızı renkli bir tuğlaya dönüşmüştür. Kapı girişinin
1.10 m. genişliğinde olması, çok büyük bir olasılıkla bunun tek kanatlı
bir kapı olabileceğini ve içeriye doğru açıldığını göstermektedir.
Kapının bronz levhalarla kaplı olduğunu, ahşaba kabara başlı çivilerle
perçinlenen bronz parçaları doğrulamaktadır. Bu küçük odaya, Tanrı
Haldi'ye adanan bronz ve demirden yapılmış çeşitli eşya ve silahların
konulduğu anlaşılmaktadır. Ancak ahşap direğin, kapının ve çatıyı
taşıyan ahşap direklerin kalenin tahribi sırasında çıkan yangın yüzünden
şiddetli bir şekilde yansımasıyla, özellikle bronz levhalar ile birlikte
diğer bronz eşya ve silahlar da çok büyük zarar görmüş ve yer yer
ergiyerek form değiştirmiştir. Son birkaç yıldan beri ergiyerek form
değiştiren eşya ve silahlar üzerinde yapmış olduğumuz konservasyon
çalışmaları sırasında, çok sayıda silah ve eşya kurtarılmış ve bilim
dünyasına kazandırılmıştır.
Tanrı Haldi'ye adanan eşya
ve silahların konulduğu 8 m2. büyüklüğündeki bu küçük odada
bulunan demirden yapılmış silahlar arasında bıçaklar, ok uçları ve
çeşitli büyüklükteki kargı uçları yer almaktadır. Bronz eşya ve silahlar
arasında ise fibula, miğfer, miğfer yanaklıkları, adak halkaları,
kalkan ve kalkan tutamakları, disk, zırh pulları, at koşum takımına
ait çeşitli eşyalar, boğumlu bilezik, ok uçları ile hangi tür eşya
ve silaha ait oldukları kesin olarak belli olmayan yüzlerce parça
bronz levha bulunmaktadır. Yine bu odada bulmuş olduğumuz iki omuzlu
ve mahmuzlu bronz ok ucu ise, kalenin İskitler tarafından tahrip edildiğini
belgeleyen ikinci önemli buluntuyu oluşturmaktadır.
