ESKİ ANADOLU'DA HABERLEŞME |
Prof.
Dr. Belkıs Dinçol /Prof. Dr. Ali Dinçol |
|
ANADOLU'NUN TARİHİ DÖNEME GİRİŞİ ve İLK MEKTUPLAR |
Diğer Eski Önasya toplumlarının M.Ö. yak. 3000 yıllarından
itibaren yazı kullanmasına karşın Anadolu ancak II. binyıl başlarında
Assurlu tüccarların Anadolu'nun çeşitli yerlerinde ticaret kolonileri
kurmaları ve tüm Önasya'da yaygın olan çiviyazısını burada da kullanmaları
ile yazılı, dolayısıyla tarihi dönemine girer. II. Binyılın ilk çeyreğine
tarihlenen ve Eski Assur Ticaret Kolonileri çağı olarak tanımlanan bu
evrede, tüccarlar, Anadolu'daki kent beyliklerinin himayesinde, merkezi
Assur şehri olan, iyi örgütlenmiş bir Pazar ağı geliştirmişlerdi. Bu ağ,
kent beylikleri yakınında Assurlu tüccarların belirli bir serbestlik içinde
yaşayıp ticari faaliyetlerini sürdürdükleri, karum denilen yerleşmeler
ve daha küçük istasyonlar olan vabartum'lardan oluşuyordu. Ticaret
kolonilerinin merkezi, Kayseri yakınındaki Kültepe=Kaniş karum'u
idi. Gerek tüccarların ülkelerindeki aileleri ve firmalarıyla, ve gerekse
kolonilerdeki görevlilerin birbirleriyle ve Assur'daki resmi makamlarla,
Eski Assur çiviyazısı ve lehçesiyle yaptıkları ticari amaçlı yazışmalar,
Anadolu topraklarında bulunan ilk mektupları oluşturur. Bu devirde, yerel
beylerin de kendi aralarındaki yazışmalarda yine Eski Assur lehçesini
kullandıkları, Kültepe kazılarında ele geçen yirmi bini aşkın tablet arasında
bulunan ilginç bir mektuptan anlaşılmaktadır. Mektup, Mama kralı Anum-Hirbi'den
Kaniş kralı Warşama' ya yazılmıştır. Anadolu'nun siyasi durumunu
ayrıntılı bir şekilde yansıtan bu mektubun başında kral şöyle demektedir:
"Sen bana şöyle yazmışsın: Taişama'lı benim kölemdir, ben onu sakinleştiririm.
Fakat sen kölen Sibuha'lıyı yatıştırabiliyor musun? Taişama'lı
senin köpeğin ise, o nasıl oluyor da diğer krallara karşı bağımsız davranabiliyor?
Benim köpeğim Sibuha'lı diğer krallara karşı istediği gibi davranıyor
mu? Taişama'lı aramızda neredeyse üçüncü kral mı olacak? Benim
düşmanım beni yendiğinde, Taişama'lı benim ülkeme saldırdı, 12
kentimi yıkıp, sığır ve koyunları yağmaladı". Koloni çağının sona ermesiyle
(yak. M.Ö. 1750) Assurlu tüccarlar ülkelerine geri döndüler ve Eski Assur
tarzı çiviyazısı Anadolu'da kullanılmaz oldu.
|
HİTİT DEVLETİ ZAMANINDAKİ MEKTUPLAŞMALAR |
Yaklaşık yüz yıl kadar sonra Anadolu'nun tarihinde çok
önemli bir rol oynayan Hitit devleti kuruldu (M.Ö. : 1650-1200). Hititler,
Babilli katiplerden öğrendikleri Eski Babil tarzında çiviyazısını dillerine
uyguladılar. Başkentleri, Çorum'un Sungurlu ilçesi yakınındaki Hattuşa=Boğazköy
kazılarında ele geçen, devlet arşivlerine ait otuz bine yakın kil tablet
arasında, birkaç yüz tane mektup bulunmaktadır. Bunların bazıları, Hattuşa'dan
yollanan önemli mektupların arşivlerde korunan kopyalarıdır. Boğazköy
yazışmalarının küçük bir bölümünü kral ailesinin bireylerinin birbirlerine
yazdığı mektuplar oluşturur; bir kısmı, Hitit büyük krallarının ülke içindeki
görevlilerle ve vasal devletlerin kralları ile yaptığı yazışmalardır.
En büyük grubu ise, çağın diplomasi dili olan Akkadça ile yazılmış uluslararası
mektuplaşmalar oluşturur. O çağda, uluslararası mektuplar yeni bir kralın
tahta geçişini veya bir prensin doğuşunu kutlamak, bir pensesin başka
bir ülkenin kralı ile evlendirilmesi veya iki devlet arasında kalıcı bir
barış sağlamak gibi, çeşitli vesilelerle yazılabilirlerdi. Ama bir çoğu,
tarafların ülkeleri arasındaki ilişkileri konu eden ve iyi ilişkilerin
devamını sağlamak amacıyla kaleme alınan mektuplardır. III. Hattuşili,
(13. Yüzyılın 2. Çeyreği) tahta geçtiği zaman kendisini tebrik etmeyen
Assur kralı Adad-nirari'ye yazdığı mektubunda şu sözlerle sitem
etmektedir: "Ben kral olduğum zaman, bana bir elçi yollamadın. (oysa)
bir kral, kral olduğu zaman, onunla eşdeğerde olan hükümdarların ona,
uygun kutlama hediyeleri, krallığa yakışan giysiler ve sürünmesi için
ince yağ göndermesi adettir. Ama sen bu güne kadar bunu yapmadın." Uluslararası
yazışmalar içinde III. Hattuşili ve eşi kraliçe Puduhepa'nın
Mısır firavunu II. Ramses ve eşi ile mektuplaşmaları özel bir yer
tutar. II. Muvattalli devrinde Mısır'la yapılan Kadeş savaşından
(M.Ö. 1285) sonra taraflar arasında bir süre daha devam eden gerginliğin, Hattuşili ve Ramses arasında yapılan antlaşma ile sona erdirilmesiyle
(M.Ö. 1270), iki büyük devlet arasında kalıcı bir barış sağlanmıştı. Bu
nedenle her iki tarafın kraliyet ailesinin bireyleri ve hatta yüksek
bürokratları birbirlerine dostluk ve kardeşlik mektupları yazdılar ve
değerli hediyeler yolladılar. Daha da ötesi, Hattuşili ve Puduhepa
çifti kızlarından ikisini Ramses'e eş olarak verdiler.
Mektupların önemli bir kısmını bu evlilikler ile ilgili yazışmalar oluşturur. Hattuşa'dan gönderilen mektupların hiçbiri Mısır'daki kazılarda
bulunamamakla birlikte, Boğazköy arşivlerinde ele geçen Mısır mektuplarından
bir çoğunun, Hattuşa'dan gönderilenlere cevap olarak yazıldığı
anlaşılmaktadır. Boğazköy'den sonra, önemli sayıda mektup (96 adet) Tokat
ilinde, Zile yakınındaki Maşathöyük (eski adı Tapigga) kazılarında
ele geçmiştir. Burası, Hitit topraklarına sürekli saldırılar düzenleyen
Gaşga ülkesi sınırında bir garnizon şehridir. III Tuthaliya (M.Ö
14. Yüzyıl başları) devrine tarihlenen mektupların çoğu, kral ve başkentteki
bürokratlar tarafından, Maşat'taki askeri valiye ve diğer görevlilere
yazılmıştır. Pek az bir kısmı, Maşat'tan krala yollanan mektupların kopyaları
veya yollamaya fırsat kalmadığı için Maşat'ta kalan son mektuplardır.
Yazışmalarda genel olarak, düşman hareketleri ve bunların dikkatle izlenmesi,
kraldan, destek yaya ve arabalı savaşçı istekleri, bu savaşçıların gönderildiğinin
bildirilmesi, Gaşkaların yağmalamasına meydan vermeden ekinlerin biçilmesi,
üzümlerin toplanması, kaçaklar, körler (çoğunlukla değirmenlerde çalıştırılırlardı),
görevlilerin kralın huzuruna çağırılması vs. gibi konular ele alınmıştır.
Maşat mektuplarında da Boğazköy'dekilerde olduğu gibi, kralın adı hiç verilmez ve kendisinden yalnızca DUTUSI "güneşim=majeste"
olarak sözedilir. Bazı tabletlerde, kral tarafından yazdırılan mektuptan
sonra iki çizgi çekilerek, ikinci ve çok seyrek olarak da üçüncü bir mektup
eklendiği görülmektedir. Bunlar, Hattuşa'daki katiplerden Maşat'taki
katiplere veya diğer görevlilere yazılmış olup, bazıları özel konuları
da içermektedir. Ayrıca, bir grup mektup , Hattuşa dışındaki şehirlerde
görevli memurlar tarafından yollanmıştır. Maşathöyük ile aynı devre ait
önemli sayıda mektup buluntusuna sahip olan, Çorum yakınındaki Ortaköy
(eski adı Şapinuva) kazılarında ele geçen belgeler henüz yayın
aşamasındadır. Hafire göre burası, önemli bir idari merkez, kralın bir
dönem için oturduğu başkenttir ve arşivlerdeki mektupların büyük bir çoğunluğunu,
Hitit büyük kralına ülkenin çeşitli yerlerindeki görevliler tarafından
gönderilen mektuplar oluşturmaktadır. Bir kısmı, majestenin görevlilere
ve görevlilerin birbirlerine yazdıkları mektuplardır. Ayrıca, kraliçenin
krala yolladığı çok sayıda mektup bulunmuştur. Yukarda sayılan merkezler
dışında, Alacahöyük'te, Hatay'da Tel Açana'da (Alalah), Suriye'de
Ras Şamra (Ugarit) ve Meskene'de (Emar) ve Mısır'da Tel
El Amarna'da (Akhetaten) Hitit devrine ait az sayıda mektup ele
geçmiştir. Ayrıca, 1994 yılında yayınlanan ve özel bir kolleksiyonda bulunan
Akkadça bir mektubu da burada belirtmek gerekir. Hitit devletinin kurucusu
I. Hattuşili' ye tarihlenen mektup, kral tarafından, Kuzey Suriye'deki
bir vasaline yazılmıştır. Eğer tarihleme doğru ise, Hitit dönemine ait
en eski mektup olması açısından önemlidir.
|
GEÇ HİTİT DEVRİNE AİT MEKTUPLAR
|
Hitit devletinin yıkılışını takibeden Geç
Hitit Döneminde (yak. 1000-700) kurulan şehir devletlerinde, çiviyazısının
terkedilmesine karşın, Hitit devletinde geçerli diğer yazı sistemi olan
Hitit/Luvi hiyeroglif yazısının kullanımının devam ettiği görülür. Assur
kazılarında ele geçen, hiyeroglif yazısı ile kurşun levhalara yazılmış
olan yedi mektup, bu devre ait ünik yazışma örneklerini oluştururlar. Taksalas adlı birinin çeşitli kişilere yazdığı ticaret malları
siparişlerini içeren mektuplar, yazı karakteri açısından 8.Yüzyılın sonlarına
tarihlenirler. Açıklaması zor olan husus ise, bu mektupların neden Assur
kentinde bulunduğudur.
|
MEKTUPLARIN YAZILIŞ ŞEMASI |
Hitit mektupları, içeriklerinin kısa veya uzun oluşuna göre çeşitli boyutlardaki
kil tabletlere yazılmıştır; çok küçük, 8-10 satırlık ve görünüşü Kültepe
metinlerini andıran, adeta yastık biçimli tabletlerin yanısıra örneğin,
Mısır mektuplaşmalarında olduğu gibi, bir yüzünde 80 satır içeren çok
büyük tabletler de vardır. Hititlerin, Maşat belgeleri dışında mektup
için hemen daima Akkadça TUPPU "tablet" kelimesini kullandıkları,
yalnızca Maşat mektuplarında bunun Hititçeleştirilmiş şekli olan tuppi(yant)-''ı
tercih ettikleri görülmektedir. Mektuplar kural olarak şu şemaya göre
yazılırdı: "Hitap kısmı, iyi dilek formülleri içeren bölüm, mektubun konusu".
Hitap kısmı, ya "X şöyle söyler: Y'ye söyle" ya da " X'e söyle: Y şöyle
söyler" ifadesi ile başlardı. Bu iki hitap şekli Mezopotamya örneklerinden
alınmış olup, göndericinin rütbesi alıcıdan daha yüksek ise birincisi,
daha aşağı ise ikincisi kullanılırdı. Böylelikle hiyerarşide üst düzeyde
olanın ismi önce yazılmış. olurdu. Buna göre, kralın gönderdiği mektuplar
daima"Majeste şöyle söyler: ......'ye söyle!" hitabı ile başlardı. İkinci
bölümde yer alan iyilik dilekleri, "Senin yanında her şey iyi olsun! Tanrılar
/ bin tanrı seni yaşatsınlar ve seni iyilikle korusunlar/ ellerini senin
etrafında iyilikle tutsunlar ve seni korusunlar!" gibi kalıplaşmış ifadelerle
yansıtılırdı: Daha sonra ise mektubun yazılış amacına geçilirdi. Hitap
kısmındaki "X'e söyle!" ifadesi ve zaman zaman karşılaştığımız "X'in önünde
(yüksek sesle) oku! / onu sizin önünüzde (yüksek sesle) okusunlar!" gibi
ifadeler mektupların, gönderildiği yerdeki katipler tarafından alıcılarına
okunduklarını gösterir. Esasen, mektubu gönderen de yazdırma işini bir
katibe yaptırmaktaydı. O çağlarda, halkın çoğunun okuryazar olmadığı dikkate
alınırsa bu doğaldır. Eğer kendisi gönderen ya da alıcı değilse, yazan
katibin adı mektuplarda pek zikredilmezdi. Ayrıca, adı geçen kişilerin
de unvan ve meslekleri çok ender belirtilirdi. Mektuplarda, katipler ve
yüksek memurlar birbirlerine genellikle SES.DÚG.GA-ÌA "sevgili
kardeşim" diye hitap etmektedir. Bunun, katipler ve eşit düzeydeki memurlar
arasında kullanıldığı anlaşılıyor. Saygı belirtmek için de EN-ÌA
"beyim" ve GASAN-ÌA "beyçem" ifadeleri kullanılmaktadır. Devletlerarası
yazışmalarda ise ancak, eşit düzeydeki krallar birbirlerine "kardeşim"
diye hitap edebilirdi.
|
MEKTUPLARIN ALICISINA İLETİLMESİ : HABERCİLER |
Mektuplar, tüm Eski Önasya'da olduğu gibi
Hititlerde de, günümüzdeki postacıların işlevini gören "haberci"ler tarafından
alıcısına iletilirdi. Haberci, Boğazköy'e gelen ve giden Akkadça uluslararası
mektuplarda MAR SIPRI (Sümerce DUMU.KIN) terimi ile ifade edilmesine
karşın, Hititçe mektuplarda bunun yerine çoğunlukla yine Akkadça LÚTEMU
kelimesi tercih edilmiştir. Mezopotamya'da da yaygın olarak kullanılan
bu terimler, mesaj taşıyan basit bir kuryeden, devletler arası bir elçiye
kadar her sınıftan haberciyi kapsamaktaydı. Assur Ticaret Kolonileri devrinde
haberci/elçi için MAR SIPRI yerine SIPRU'nun kullanıldığı
görülür. Kültepe- Kaniş karum'unda ele geçen bazı belgelerden "şehrin
(yani Assur'un) elçilerinin (SIPRU SA ALIM), koloninin otoritelerinden
daha güçlü bir konumda oldukları anlaşılmaktadır. Bunların görevi öncelikli
olarak Anadolu'daki yerel beyliklerle olan diplomatik ilişkileri yürütmek
olup, doğrudan doğruya karışmadıkları hemen hiçbir diplomatik konu yoktu.
Normal haberciler ise, kolonilerdeki görevlilerin ve tüccarların mesaj
ve mektuplarını götürüp getirirlerdi. Hititlerde de Mezopotamya'da olduğu
gibi, eğer bir haberin acil olarak yerine varması gerekiyorsa bir atlı
ulak (LÚPETHALLU). ya da koşucu/hızlı kurye (LÚKAS4. E).yollanırdı. Muhtemelen kraliçe Puduhepa tarafından eşit düzeyde
bir devletin kralına yazılan bir mektupta, şöyle bir ifade bulunmaktadır:
"Haberciler sana ulaştıkları zaman, kardeşim, bana bir atlı ulak gönder!".
Devletlerarası mektuplaşmalarda, üst düzey memuriyetlerde bulunan, iyi
eğitimli ve yetişmiş diplomatlar elçi/haberci olarak kullanılıyordu. Bunlar,
devletler arası ilişkilerde her tür haberi götürürlerdi ve gittikleri
ülkelerde saygı görürlerdi. Büyük bir olasılıkla uluslararası diplomasi
dili olan Akkadçayı da biliyorlardı. Karşı tarafın güvenini kazanma açısından
bazı haberciler hep aynı ülkeye gönderiliyordu. Örneğin, III. Hattuşili dönemi elçilerinden Tili-Teşup, mühründe kendisini "Mısır'a
gönderilen haberci" olarak tanıtmaktadır. Bu tip elçiler belki devamlı
olarak gittikleri ülkelerin dilini de biraz öğreniyorlardı. Haberci/elçilerin,
günümüzde de olduğu gibi, bulundukları ya da mektup götürdükleri ülkeler
hakkında krallarına önemli bilgiler yolladıkları ya da getirdikleri bilinmektedir.
Ülke içinde resmi mektupları, mesleği habercilik olan görevliler iletiyordu
Bunlar, gerektiğinde eşya ve daha az olarak ta insanları bir yerden bir
yere götürebiliyorlardı. Haberciler, ülkedeki önemli merkezlerin başkent
ve kralla olduğu kadar birbirleriyle de temasını sağlıyorlardı. Bu yazışmaların,
düzenli bir şekilde mi yoksa gerektikçe mi yapıldığı konusunda kesin bir
şey söylenemez. Birçok mektupta, habercilerin acele olarak geri gönderilmeleri
ile ilgili ifadeler yer almaktadır. Bir Maşat mektubunda ordu müfettişi,
askeri valiye şöyle yakınıyor: "Habercilerimi neden düzenli olarak geri
yollamıyor sunuz? Senin hizmetkarların (görevlilerin) haddini aşıyor.
Haberciler, efendimize (krala) ait değiller mi? Ülke de efendimize aittir.
Orada neler olup bittiğini bana sürekli olarak yazabilirsin". Mektuplardaki
habercilerle ilgili ifadelerden, Maşat ile Boğazköy arasında Gaşka tehlikesine
rağmen sıkı bir haber ağı kurulduğu anlaşılabiliyor. Acaba, riskli bölgelere
askerlerden seçilen haberciler mi yollanıyordu? Önasya'nın güçlü krallıklarından
Assur'da, idari yazışmaların zaman zaman çeşitli türden askerler. tarafından
taşındığı. bilinmektedir. Bu yolla, önemli bir postanın dağıtımı emniyet
altına alınmış. oluyordu. Assur kraliyet yazışmalarını taşıyanlar ise,
hadımlardan oluşan seçkin askeri birliklerin mensuplarıydı ve bir tür
imparatorluk birliği olarak tarif edilirlerdi. Hitit belgeleri, halkla
ilgili konuları içermediğinden, ülke içinde özel haberleşmenin nasıl sağlandığı
hakkında bilgimiz yoktur. Büyük bir çoğunluğu okuma yazma bilmeyen halk,
mektuplarını şehir meydanlarında veya tapınak önlerinde serbest çalışan
katiplere yazdırıyor olmalıydı. Halka ait mektupların çiviyazısı ile kil
tabletlere değil, Hititlerin diğer yazı sistemi olan hiyeroglif yazısı
ile tahta tabletler (GIS.HUR) üzerine yazılmış oldukları ve bu nedenle
günümüze kadar gelemedikleri tahmin edilebilir. Bunları yollamak için,
belki gerektiğinde kiralanabilen serbest meslekte haberciler vardı ya
da resmi haberciler halka ait posta işlerini de görüyorlardı. Hitit metinlerinin
suskun olmasına karşın, Anadolu'da Assur Koloni Çağına ait belgelerde
tüccarların habercilere yaptıkları ödemeler ve miktarları konusunda kayıtlar
vardır. Mezopotamya kaynakları da bu konuda oldukça iyi bilgi verir. Çok
sayıda Eski Babil metninden, halkın posta işlerini gören özel haberciler
olduğunu ve bu kişilere aldıkları iş başına, peşin veya sonradan ödeme
yapıldığını öğreniyoruz. Ayrıca, Mezopotamya'da kadın habercilerin de
olduğu bilinmektedir (MARAT SIPRI). Bunlar, çoğunlukla kadın müşterilerin
posta hizmetini görüyorlardı.
|
MEKTUPLARIN TAŞINMASI |
Hitit Habercilerinin/elçilerinin, nakliye sırasında küçük
tabletleri bir torba içinde boyunlarında taşıdıklarını varsayabiliriz.
Ama, riskli büyüklükteki tabletleri zarar görmemeleri için, büyük bir
olasılıkla özel bir mahfaza (GIPISAN "hasır sepet veya kutu"
içine koyuyor ve bir çantayla omuzlarında veya sırtlarında taşıyor olmalıydılar.
III. Hattuşili'ye ait bir mektupta geçen "tableti aç!" ifadesinden
Hititlerin, özellikleri hakkında bilgi edinemediğimiz bir tür tablet zarfı
kullandıklarını anlıyoruz. Buna karşın, kazılarda bu güne kadar hiçbir
zarflı Hitit tabletinin ya da bir zarfın bulunamamış olması dikkat çekicidir.
Bu nasıl açıklanabilir? Acaba Hititler tablet zarflarını kilden değil
de, kumaş, deri ve ağaç gibi dayanıksız malzemelerden mi yapıyorlardı?
Ya da eğer kilden yapıyorlarsa, az sayıda ve ancak gizli haberler içeren
tabletleri veya uluslararası yazışmaları zarfladıklarından mı örnekleri
elimize geçmiyordu? Uluslararası yazışmalarda tabletlerin zarflanması
ve göndericinin mührünün basılması, tabletin ilk olarak alıcısı tarafından
açılmasını garanti etmesi ve içeriğinin değiştirilmesine olanak vermemesi
açısından çok önemliydi. Üzerinde göndericinin ve alıcının adı yazılı
olan ve gönderenin mührü basılmış kil mektup zarfları Mezopotamya'dan
bilinir. Assur Ticaret Kolonileri devrinde Anadolu'daki tüccarların Assur
ile yazışmalarında da tabletler aynı şekilde zarflanmıştır. Eğer Hititler
tablet zarflarını yukarda söylediğimiz gibi dayanıksız malzemelerden yaptılarsa,
bunlara bağladıkları koni biçimli kil topaklarını mühürlemiş olabilirler.
|
HABERCİLERİN YOLCULUK BİÇİMLERİ |
Eski Önasya'da atlı kurye dışındaki haberciler,
yolculuklarını yaya olarak (koşarak) veya arabayla yaparlardı. Mezopotamya'da,
nehir yoluyla da gitmek mümkündü. Gerek ülke içinde gerekse uzun süren
uluslararası Yolculuklarda, haberci/elçileri bekleyen çeşitli tehlikeler
vardı. karşılarına her an çıkabilecek haydutlar tarafından soyulabilir
hatta öldürülebilirlerdi. Ayrıca, yollardaki ulaşım zorluklarını ve kötü
hava şartlarını da hesaba katmak gerekiyordu. Elçiler/haberciler tehlikeli
bölgeleri geçmek için gruplar halinde ya da kervanlara katılarak (eğer
hediye taşıyorlarsa bu daha gerekli hale geliyordu) .yolculuk ederlerdi.
Eski Assur koloni çağı mektuplarında Kültepe-Kaniş ile Assur arasında
kervanlarla yola çıkan ve hem mektup hem de gümüş/ticari mal taşıyan habercilerden
söz edilir. Ayrıca, yalnızca mektuplar da yerine götürülmek üzere kervanlara
teslim edilebiliyordu. Tüccarların, kervan yollarının emniyetini sağlamaları
için Anadolu'nun yerel beylerine vergi ödediklerini, zaman zaman siyasal
huzursuzluklar yüzünden yolların kapalı veya tehlikeli olması nedeniyle
kervan seyrüseferinin aksadığını mektuplardan öğreniyoruz. Yine bu çağa
ait tabletlerde, "tepenin üstünde pusuya yatmış kara bir köpek, dağınık
kervanları bekliyor: gözleri iyi insanları kolluyor" biçiminde haydutları
anlatan yarı-edebi ifadelere rastlanır. Önasya'da Haberci/elçilerin korunmaları
için gerekirse, güzergah üzerinde bulunan ya da gönderildiği ülkeler tarafından
özel eskortlar tahsis edilirdi. Koloni çağına ait, Kanis karum'u
ve "şehrin (=Assur) elçileri" tarafından tüm karum'lara yollanan
bir mektupta, talimat vermek üzere gönderilmiş olan iki resmi habercinin,
iki eskort eşliğinde, bir sonraki koloniye koruma altında gönderilmesinden,
her koloninin yükümlü olduğu belirtilmektedir. Alınan bütün bu önlemlere
karşın, kervanlara yapılan saldırılarda zaman zaman haberci/elçilerin
de yaşamını kaybettiğini biliyoruz.. Uluslararası haberciler için ayrıca,
siyasi karşıtlıklar yüzünden bir bölgeden geçiş izni alamamak, yolda veya
gittiği ülkede uzun süre alıkonmak ya da güvensizlikle karşılanıp kabul
edilmemek gibi tehlikeler de vardı. Krallar, haberci/elçilerin inanılırlıklarını
kontrol etmek için bazı yöntemlere başvururlardı. Hitit kralı II. Tuthaliya,
Kizzuvatna kralı Şunaşşura ile yaptığı antlaşmanın bir yerinde şöyle demektedir:
Ayrıca, Majestemin sana yolladığı, üzerinde sözlerin yazılı olduğu tabletle
ve habercinin sana cevap olarak şifahen söylediği sözlerle ilgili olarak,
ey Şunaşşura eğer habercinin sözleri tabletin sözleri ile uyuşuyorsa,
haberciye güven, ama eğer habercinin konuşmasının sözleri tabletin sözleri
ile uyuşmuyorsa, sen ona kesinlikle güvenmeyeceksin ve onun haberinin
kötü (niyetli) içeriğini dikkate almayacaksın." Zaman zaman iki ülkenin
elçilerinin karşılıklı korunma sağlamak ve belki birbirlerini kontrol
etmek amacıyla birlikte yolculuk ettikleri de olurdu. Mezopotamya'da,
bazı krallar tarafından haberci/elçilere günümüzdeki pasaportlara benzer
tanıtıcı belgeler verildiği bilinmektedir.
|
GÜZERGAHLAR |
Hitit belgeleri
arasında itinerer türünde bir metne rastlanmamasına karşın bazı metinlerde
yer yer güzergahların sıralandığı görülür. Örneğin, fal metinlerinde kralın
yapacağı bir seferle ilgili sorular sorulurken aynı zamanda seferde takip
edeceği rota da belirlenmektedir. Bazı bayramlarda, kral ve beraberindeki
kült personelinin çeşitli kült yerlerini ziyaretlerinde, yolculuk süresince
geçecekleri şehirler sırayla sayılmaktadır. Bunlar bize bazı yollar hakkında
fikir verse de, ülkedeki birçok önemli merkez arasında posta hizmeti gören
habercilerin takip ettikleri güzergahları tanıtmaktan uzaktırlar. Esasen,
metinlerde adı geçen yerlerin büyük bir kısmının kesin lokalizasyonu yapılamamıştır.
Hititlerin aksine, Mezopotamya'da belirli yollar hakkında iyi bilgiler
edinebileceğimiz itinerer metinleri vardır. Bunlar, ele alınan yolun başlangıç
ve bitiş noktalarını belirterek, rotası, aradaki konaklama istasyonları,
zaman ve yer açısından uzaklık bilgileri verirler. Bazı mesafelere ancak
30-40 günlük uzun bir yolculuk sonunda ulaşıldığı görülmektedir. Metinlerde
Adı geçen şehirlerin bir kısmının yeri belli olmasa da, kuzey. Suriye
ve Mezopotamya'da bilinen birçok şehir veya bölge arasındaki güzergah
belirlenebilmektedir. Eski Assur devri tüccarlarının, Assur ile Kültepe(Kaniş)
arasında izledikleri kervan yollarını gösteren muntazam itinererlere sahip
değiliz. Bununla birlikte, yolculuk masraf listelerinde, ödenilen gümrük
vergileri nedeniyle kaydedilen şehir ve bölge adlarının yardımıyla ve
doğal yollar göz önüne alınarak yapılan çalışmalar sonucunda, Assur şehrinden
çıkıp Dicle kıyısı boyunca kuzeye ilerleyerek, Fırat nehrini geçtikten
sonra Kültepe-Kaniş'e tahminen iki yoldan gidildiği saptanmıştır.
Bunlardan biri kuzey (Diyarbakır-Urfa-Malatya-Kahramanmaraş-Kayseri),
diğeri güney (Urfa-Gaziantep-Adana-Gülek Boğazı-Konya yöresinden) rotasını
izlemektedir. Ama bu güzergahlar üzerinde, metinlerde geçen yer adlarının
çoğunun yerleri henüz tam olarak belirlenememiştir. Assur ile Kültepe
arası 1000 km. (kuş uçumu 775 km.) olup, kervanların, yirmiye yakın mola
istasyonu bulunan bu yolu, yaklaşık olarak iki ayda aldığı tahmin edilmektedir.
Hitit haberci/elçilerinin de Assur'a giderken bu eski kervan yollarını
izlediklerini varsaymak yanlış olmaz. Çünkü Eski Önasya'da haberciler
de ticaret kervanları gibi tamamen belirli güzergahları takibederlerdi.
Babil'e giden Hitit elçilerinin ise, Kargamış'dan itibaren Fırat kıyısını
takip ederek güneye indikleri düşünülmektedir. Mısır yolculuğu için de
en uygun rotanın Kilikya bölgesinden geçerek, Halep-Lübnan-Filistin üzerinden
kıyı boyunca güneye inmek olduğu söylenebilir. İki tekerlekli hafif bir
arabayla bu yolculuğun kırkbeş ila otuz gün sürebileceği hesaplanmıştır.
Eğer, elçi beraberinde hediye de götürüyorsa, güvenliği açısından kervanlara
katılması gerekeceğinden bu süre doğal olarak uzardı.
|
BİBLİYOGRAFYA |
ALP, S.
1991 Hethitische Briefe aus Maşat-Höyük, Ankara
1997 Hititlerin Mektuplaşmaları (Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü
Yayınları: 9), İstanbul
DİNÇOL, A.
1981 "Hititler", Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, Cilt I:
18-120, İstanbul
EDZARD, D. O.
1976-1980 "Itinerare" und "Karawane" Reallexikon
der Assyriologie, V: 216-220, § 1-3; 414-422
HAGENBUCHNER, A.
1989 Die Korrespondenz der Hethiter, Teil 1-2 (Texte der Hethiter,
Heft 15), Heidelberg
LARSEN, M. T.
1976 The Old Assyrian City-State and its Colonies (Mesopotamia
4),
Kopenhag
OLLER, G. H.
1995 "Messengers and Ambassadors in Ancient Western Asia", Civilisations
of the Near East (Vol. III) : 1465-1473, Michigan
SALVINI, M.
1996 The Habiru Prism of King
Tunip Tessup of Tikunani, Documenta Asiana Vol. III, Roma
SÜEL, A.
1997 "Ortaköy-Sapinuwa arşivleri",1996
Yılı Anadolu Medeniyetleri Müzesi Koferansları: 93-99, Ankara
SZABO, G.
1976-1980 "Itinerare", Reallexikon der
Assyriologie V: 220,§ 4
VEENHOF, K. R.
1972 Aspects of Old Assyrian Trade
and its Terminologie, Leiden
|