BADEMAĞACI
Antik Pisidia'nın Güneyinde MÖ 7000'lerden Erken Hristiyanlık Dönemine Kadar Farklı Kültürleri Kucaklamış Bir Yerleşme

Prof. Dr. Gülsün Umurtak


Bademağacı, Antalya'nın 50 km, Toros Dağları'ndan yaylaya geçit veren Çubuk Beli'nin 4 km. kuzeyinde (Res 1), Bademağacı Beldesi yakınlarında 9 m. yüksekliğinde, 100x200 m boyutlarında bir höyüktür  (Harita).


Harita/Map

Bademağacı'nda 1993 yılından bu yana İstanbul Üniversitesi adına Prof. Dr. Refik Duru ve Doç. Dr. Gülsün Umurtak yönetiminde bir kurul tarafından kazılar yapılmaktadır. Çalışmalar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü  ile İstanbul Üniversitesi Araştırma Fonu tarafından sağlanan parasal olanaklarla  sürdürülmektedir.*


Res/Fig 1

Neolitik Çağ Yerleşmeleri (MÖ 7000-5500)

Bademağacı Höyüğü'nün yer aldığı küçük ova, etrafı dağlarla çevrili eski bir göl yatağıdır. Son Buzul Çağı'nın sona erdiği ve Anadolu Yaylası'nda da ılıman bir iklimin egemen olduğu, günümüzden 15.000 yıl kadar önce, Bademağacı'nın bulunduğu yer, büyük olasılıkla göl veya bataklık idi. Durumun 10.000 yıl önceleri değiştiği ve yörenin kısmen kuruyarak, oturulabilir hale geldiği anlaşılmaktadır. Bu tarihlerde, bazı insan topluluklarının bu ovaya gelerek, 'köy' niteliğindeki ilk devamlı yerleşmeyi kurdukları tahmin edilmektedir. Henüz bilimsel kanıtları fazla olmamakla birlikte, Antalya'nın sahil kesiminde oturmakta olan yarı toplayıcı, yarı avcı insan topluluklarının yeni öğrendikleri, ancak Antalya çevresinde uygulama olanağı bulamadıkları 'bitki üretimi/tarım ve hayvan yetiştiriciliği' için daha elverişli olan yayla koşullarını bilinçli şekilde yeğledikleri ve Torosları aşarak, buraya göç ettikleri şeklinde bir öneride bulunmak mümkündür.

Şimdiye kadar alınan sonuçlara göre, höyükteki ilk yerleşme, M.Ö. 7000 yılı dolaylarında, Erken Neolitik Çağ'da (ENÇ) başlamıştır. Yaklaşık 9 m. kalınlıkta bir birikim oluşturan Neolitik yerleşmelerin M.Ö. 5500 civarında sona erdiği anlaşılmaktadır.


Res/Fig 2

Bademağacı'ndaki Erken Neolitik  yerleşmeler, son bilgilere göre 12 yapı katı  halindedir. 2001 çalışmaları sırasında  'höyüğün en yüksek noktasına göre' -8.80 m. de Ana Toprak'a varılmıştır. Erken Neolitik 9. Yapı Katı (ENÇ 9) Ana Toprak üzerine kurulan ilk  yerleşmedir.  ENÇ 9 yerleşmesi ve onu izleyen dört yerleşim döneminde olası yapılara ait mimari izlere rastlanmamıştır. Bademağacı'nın bu en erken yerleşmelerinde ağaç-dal örgülü ve çamur sıvalı bir yapı tekniği söz konusudur (wattle and daub). Kireçli bir karışımdan elde edilmiş olan beton kadar sert taban uygulamasına (terazzo),şimdilik  yalnızca ENÇ 8 yapı katında rastlanmıştır. Bademağacı'nda ENÇ 4'den itibaren evlerin yapımında kerpiç kullanılmaya başlanmıştır (Res. 2). Bu yeni mimari dönemde, evler dikdörtgen-dörtgen planlıdır; örneğin  büyük bir ev (içten) 7-5 x 3.5-4.5 m ölçülerindedir. Evlerde genellikle kapılar uzun duvarların ortalarına açılıyor ve kapının karşısına gelen duvarın önüne atnalı planlı fırınlar yerleştiriliyordu (Plan). Basık bir çatı ile kapatılmış olan bu fırınların çoğunlukla önlerinde kenarları kille  yükseltilmiş küllüklerinin bulunduğu görülmektedir. Tek odalı olan evlerin içinde, yatmak için hazırlanmış platformlar, kilden hazırlanmış ateş kutuları 'mangal' ve el değirmenleri ile öğütme yapılan işlik yerleri bulunuyordu (Res. 3). Evlerin tabanı bastırılmış/sertleştirilmiş   topraktandı, duvarlar sıvalı idi. Kapı kasaları, kapı eşikleri ve çatıyı taşımaya yardımcı olan dikmeler ahşaptan  yapılmıştır. Çatılar sağlam durumda günümüze ulaşmamakla birlikte, kalıntılarına bakılarak, ahşap, dal, toprak gibi malzeme kullanılarak fazla ağır olmayan düz dam şeklinde yapıldıkları tahmin edilebilir. Bugüne kadar ortaya çıkartılan evlerde pencere izine rastlanmadığı için, bunların ışık ve temiz havayı kapıdan aldıkları düşünülmektedir. Bu çağlarda Bademağacı'nda dörtgen sandık şeklindeki tahıl depolama ünitelerinin, kilden hazırlanmış irice levhaların birbirine bağlanması ile oluşturulduğu anlaşılır. Üstleri belki de tahta kapaklarla örtülen depoların birkaç tanesi birarada olanları yanında, altı gözlü petek şeklinde  örnekler de vardır.


Res/Fig 3

10 yıllık çalışmalar sonunda, Erken Neolitik Çağ'ın en iyi araştırıldığı 3. yapı katında evlerin konumu ve bunları birbirine bağlayan geçitler, daha şimdiden bu dönemdeki yerleşim dokusu hakkında bir fikir vermektedir (İzometrik Plan). ENÇ yerleşmelerinin, yangın veya başka nedenlerle zaman zaman yıkıldıkları sonra aynı yöntem ve planla yeniden yapılarak, oldukça uzun bir süre yaşamlarını sürdürdükleri söylenebilir.

M.Ö. 5500 dolaylarında, Neolitik dönem insanları Bademağacı'ndan bir başka yere göçmüş veya bilemediğimiz bir nedenle yaşamlarını burada sürdürememişledir.


Res/Fig 4


Res/Fig 5

1500 yıl kadar süren Neolitik yerleşmelerin sahiplerinin kullandıkları eşyaların bir bölümü kazılar sırasında ortaya çıkartılmıştır. Bunların arasında, Bademağacı'nda en erken tabakadan başlayarak grimsi boz ve devetüyü renkli, çoğunluğu ince kenarlı, pişmiş topraktan çanak ve çömlekler önemli bir yer tutmaktadır (Res. 4-5). Pişmiş toprak, kutsal nitelikli kadın betimleri (Res. 6), pişmiş toprak ya da taştan yapılmış damga mühürler ve pintaderalar (Res. 7), bu dönem insanlarının yaşamında önemli bir yer tutmuş olmalıdır. Kemik ve boynuz eserler arasında spatulalar, deliciler, sıyırma gereçleri, kemer tokası ve taş aletlerin takıldığı saplar dikkati çekmektedir. Taştan boncuk ve kolyeler, keski ve el baltaları, el değirmenleri, havan ve havan elleri dışında, çakmak taşı ve obsidyenden yapılmış bıçak, kazıyıcı, delici  gibi gereçler de yontmataş endüstrisini oluşturmaktadır.


Res/Fig 6


Res/Fig 7

Bademağacı Neolitik toplumları, çocukları ev tabanlarının altlarına, fetüs'ün ana karnındaki durumuna benzer bir pozisyonda (hocker), ancak sırtüstü gömmüşlerdir. Yerleşme içinde yetişkinlere ait çok az gömü bulunduğu için, onların yerleşme dışındaki bir mezarlığa gömülmüş oldukları akla gelmektedir.

ENÇ yerleşmelerinde bulunan bitki kalıntıları arasında çok miktarda yabani armut, elma, tarıma alınmış buğday, mercimek ve nohut başta gelmektedir. Kazı alanında evcil  köpek, koyun ve keçi, sığır olmak üzere çok çeşitli hayvanlara ait kemikler ele geçmiştir.

Bademağacı'nın Anadolu Neolitik sürecindeki yerini saptamak için bazı önemli bulgular vardır. Bademağacı ENÇ tabakalarında da ele geçen kutu biçimli kaplar, ana tanrıça figürinleri, obsidyenden yapılmış söğüt yaprağı biçimli mızrak uçları ile taş ve kilden yapılmış damga mühürlerin bazıları ile 2001 yılı çalışmalarında ENÇ 2 tabakasında bulunan kırmızı boya ile yapılmış üçgen dizileri şeklinde süslenmiş bir duvar parçası, Çatal Höyük'te bulunanlarla çok büyük benzerlikler içindedir. Bademağacı'nın Çatal Höyük ile ilişkileri bakımından son derece önemli olan bu ortak buluntular Bademağacı ile Çatal Höyük ENÇ yerleşmelerinin çağdaş olduklarına işaret etmektedir.Bademağacı'nın bu çağlarda güney Marmara'daki Fikirtepe kültür çevresi  ile Ege  Adaları ve Yunanistan'daki bazı yerleşmeleri çanak çömlek formları bakımından etkilemiş olduğu söylenebilir.

Bademağacı'nda ENÇ'nin değişik katlarından gelen kömürleşmiş ağaç örneklerinden, 'Institut für Umweltphysik der Universitaet Heidelberg' Laboratuvarları'nda yapılan C14 ölçümlerinden bir kısmı şöyledir:

(Hd-21046) ENÇ 1 - BP 7307 ±41 (-23.0) cal BC 6225-6085 - cal BC 6235-6035

(Hd-21058) ENÇ 3 - BP 7459 ±51 (-25.0) cal BC 6400-6235 - cal BC 6435-6225

(Hd-21015) ENÇ 4 - BP 7481 ±40 (-25.5) cal BC 6405-6250, - cal BC 6435-6235

(Hd-21016) ENÇ 4 - BP 7424 ±37 (-25.3) cal BC 6380-6230 -  cal BC 6395-6115

İlk Tunç Çağı yerleşmeleri (M.Ö. 2600-2300)

M.Ö. 2600 dolaylarında Bademağacı Höyüğü'ne, Neolitik Çağ kültürü ve insanları ile hiçbir ilişkisi olmayan bir grup insan gelmiş ve bu tepede yeni bir yerleşim süreci başlamıştır. Yeni gelen İlk Tunç Çağı (İTÇ) insanları, burada kaldıkları yaklaşık 300 yıl içinde yerleşmelerini en az 3 kez yenilemişlerdir.


Plan

Neolitik Çağ süresince köy yerleşmelerine sahne olan Bademağacı, ITÇ'de artık bir kasaba görünümündedir (Plan). Bu kasabanın en gelişmiş duruma geldiği 'İTÇ 2' yerleşmesinin dışında kalan eğik yamaç orta boy taşlarla kaplanarak, savunma güçlendirilmiştir. Sözkonusu taş döşeme (glase) bütün yerleşmenin tümünü bir kuşak gibi çepeçevre dolaşmaktadır (Res. 8).  Kasaba'ya ana giriş kapısı ve diğer bazı ayrıntılar henüz bilinmemekle birlikte, yerleşim dokusu, şimdilik sayıları 12'ye ulaşan, ve bir kısmı birbirine bitişik düzende inşa edilmiş  megaron tarzı yapıların (Res. 9-10), höyüğün merkezine doğru konumlanmalarından oluşmuştur. Megaronların aralarında höyüğün merkezine doğru yönelmiş bazı sokak ya da geçitler dikkat çekmektedir. Kazı yapılan alanlarda, evlerin kapılarının baktığı orta kesimin boş bırakıldığı görülmektedir. Bu alanda, gelecek yıllarda önemli kamu yapılarının ortaya çıkması sürpriz olmayacaktır. Bademağacı'ndaki megaronumsu yapıların temelleri taştandır ve duvarların alt kısımlarının da en az 7-8 sıra taştan örüldüğü görülmektedir. Höyük yüzeyine çok yakın olan İTÇ yerleşmeleri çok fazla tahrip olduğu için, yapıların üst kısımlarına ait fazla iz yoktur; yıkıntı molozu içinde yanmış, tuğlalaşmış kerpiç kalıntılarına rastlanmıştır. Yapıların tabanlarına ve evlerin içinde genelde olması beklenen ocak ya da oturma-yatma sekileri gibi taşınmazlara şimdiye kadar rastlanmamıştır.


Res/Fig 8


Res/Fig 9


Res/Fig 10

Bademağacı'nda en büyük megaron 17 x 6 m ölçülerindedir. Bir veya iki odalı megaronların, zaman zaman onarılarak ya da antelerinin höyüğün merkezine doğru uzatılması şeklinde değişikliklerle uzun süre kullanıldıkları anlaşılmaktadır. Megaron tipi yapılar, batı komşu Elmalı Bölgesi'nde Karataş-Semayük'den Troya'ya kadar Anadolu'nun batı bölgelerinde ve giderek Ege Dünyası'nda yaygınlaşmış ortak bir uygulamadır.


Res/Fig 11

Bademağacı İlk Tunç Çağı yerleşmelerinde elde ve çömlekçi çarkında yapılmış çanak çömlek türleri içinde, halkın günlük gereksinmesini karşılayabilecek her türlü kap vardır. Çanak çömleğin yaklaşık % 95'i kırmızı ve gri-siyah renklerdeki iki büyük gruptan oluşmaktadır. Her iki grupta, kalınca kenarlı, içi ve dışı iyice astarlı, çoğunluğu açkılanmış, orta ve iyi derecelerde fırınlanmış kaplar dikkati çekmektedir. İri boy tabaklar, derin, bazen kaideli çanaklar, yayvan gaga ağızlı bodur testicikler (Res. 11) ve testiler, devrik ağızlı, yüksek boyunlu ya da küresel gövdeli üç ayaklı iri çömlekler, en çok rastlanan kap türleridir. Bu yaygın mallar dışında, kahvemsi gri renkli elde yapılmış mallar ile devetüyü renkli, çarkta yapılmış diğer bir mal türü azınlığı oluştururlar. Yerleşmede çanak çömlek dışında ele geçen küçük buluntular arasında pişmiş toprak idoller, pişmiş toprak ve taştan çok sayıda damga mühür (Res. 12), pişmiş toprak ağırşaklar, taştan keskiler, el baltaları, askı ve boncuk taneleri vardır. Yontmataş topluluğu ise ağırlıklı olarak çakmaktaşı dilgilerden oluşmaktadır. İlk Tunç Çağı buluntuları arasında oldukça fazla sayıda tunç alet ve gereç yer almaktadır. Başlı süs iğneleri, dikiş iğneleri, bilezik, mızrak ucu ve hançer ile altın bir kulak tıkacı maden buluntuların hemen ilk akla gelenleridir. Şimdiye kadar, maden eser üretiminin yerleşme içinde yapıldığına ilişkin herhangi bir ipucuna rastlanmamıştır.


Res/Fig 12

Ağzı bir çanakla kapatılmış, yan yatmış durumdaki bir küp içinde ele geçen delikanlı yaştaki erkek iskeleti dışında, İTÇ yerleşmesi içinde gömüye rastlanmamıştır. Kasabanın mezarlığının yerleşme dışında olması büyük olasılıktır.

Orta Tunç Çağı'na ait bulgular (MÖ 1950-1750 ?)

Son yıllarda Bademağacı Höyüğü'nün merkezine yakın kesimde bir mimarlık tabakasına bağlı olmaksızın, moloz içinde ve karışık durumda, çarkta yapılmış çanak çömlek, kurşundan bir damga mühür ve bronz süs iğneleri ele geçmiştir.

Bademağacı OTÇ çanak çömleği ile Beycesultan V ve IVc tabakalarının malzemesi arasında önemli benzerlikler vardır. Aynı birikimden gelen maden buluntuların benzerleri MÖ 2.binyılın önde gelen Anadolu merkezlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bugüne kadar, Burdur ve Antalya Bölgeleri'nde MÖ. 2. binyıla ait somut arkeolojik bulgulara rastlanmamıştı. Sözkonusu buluntuların ait olduğu yerleşmenin, höyüğün henüz kazılmayan kesimlerinde, gelecek yıllarda ortaya çıkacağını sanıyoruz.

Erken Hristiyanlık Dönemi Kilisesi

Höyüğün en yüksek kesiminde, Erken Hristiyanlık Dönemine ait (yaklaşık MS 5-7. yüzyıl) bir kilise bulunmaktadır. Uzunluğu 15.5 m., genişliği 13 m. olan 'Üç Nefli Bazilika' planlı küçük kilisenin dış duvarları orta boy işlenmemiş taşlardan kireç harçla örülmüş, 'nef'ler ise çok iri mermer monolitlerle birbirinden ayrılmıştır (Res. 13).


Res/Fig 13

Kilise'nin duvarlarının sadece 60-70 cm.'lik alt kısmı korunmuştur. Yapı çok büyük oranda tahrip edildiği için, ne 'Nartex'e, ne de iç kısımdaki mimari ayrıntılara ait izlere rastlanılmamıştır. Bu nedenle yapının tarihlemesi henüz kesinlik kazanmamıştır. Höyük yüzeyinde Bizans Dönemi'ne ait keramik vs. gibi buluntu yoktur. Çok yakın çevrede de herhangi bir Bizans yerleşmesi bilinmemektedir.

Bademağacı'nda kazıların 8-10 yıl daha devam edeceğini sanıyoruz. Çalışmalar tamamlandığında, elde edilecek sonuçların Anadolu Arkeolojisi'ndeki bazı boşlukları doldurması yanında, insan türünün bu topraklardaki kültürel geçmişini daha iyi anlamamıza yardım edeceği düşünülmelidir.

ENGLISH SUMMARY

A Settlement in the Southwest of Turkey that Hosted Different Cultures from  7000 BC to the Early Christian Era

Bademağacı Höyük (9 m in height and 150x200 m in dimension) is in the southwest of Turkey, 50 km north of Antalya and near to Bademağacı Village, which is 4 km north of Çubuk Pass (Fig. 1), the pass that provides access to the plateau through the Taurus Mountains (Map).

The excavations at Bademağacı, which began in 1993 and are still in progress, are being carried out by an excavation team under the directorship of Prof. Dr. Refik Duru and Doç. Dr. Gülsün Umurtak  with the financial support of the Ministry of Culture, General Directorate of Monuments and Museums, Istanbul University Research Fund and DÖSİM. ***

The Neolithic Settlements (7000 - 5500 BC)

According to the results of the research done so far, the first settlement  at Bademağacı  began around 7000 BC in the Early Neolithic Period.  The earliest settlements are in the form of twelve cultural levels. During the work of the 2001 season, virgin soil was reached at a depth of -8.80 m. below the 'highest point of the höyük'. The Early Neolithic Level 9 (EN 9) is the first settlement, established on virgin soil. No trace of any architectural remains belonging to EN 9, or the four settlements that followed it, were found.  In these early settlements at Bademağacı, a building technique in which a framework of tree-branches was covered with mud plaster was probably used (wattle and daub).  In Level EN 8 a floor made with a limestone based plaster (terazzo) as hard as concrete was uncovered: architecturally, this floor is a very advanced development for this period.

From level EN 4 at Bademağacı the houses began to be made from sundried bricks (Fig. 2). In this new architectural innovation the houses were rectangular and the doors were placed in the centre of the walls of the longer sides (Plan). The horseshoe shaped ovens were usually placed at the foot of the wall opposite the door. In the houses, which have only one room, there are platforms for sleeping on, clay fireboxes, grinding stones and work areas where the working of grinding was done (Fig. 3). These settlements, which developed considerably in the course of time, were rebuilt using the same basic plan at times when they were destroyed by fire or other causes.  Pottery (Fig. 4-5), kitchen tools of bone, stone chisels and axes, flint and obsidian tools are among the items most commonly used by the residents over the 1500 years of  the Neolithic settlements. In addition to these, figurines (Fig. 6), stamp seals, pintaderas (Fig.7), and beads used for necklaces were also found.

There are some important factors that help us to establish the position of Bademağacı in the Neolithicisation of Anatolia. The box-shaped vessels found in the EN levels at Bademağacı, the mother goddess figurines, the obsidian spearheads shaped like willow tree leaves and some of the stampseals made of stone and clay,  along with the piece of a wall from EN 2 - found during the 2001 season - with a decoration of a series of triangles in red paint, show great similarity to those found at Çatal Höyük. These finds common to both settlements are very significant as they confirm that there were relations between the two centres and would suggest that the EN settlements at Bademağacı and Çatal Höyük were contemporary.  It can also be said that, in this period, there was influence from Bademağacı on the pottery forms of some of the settlements of the Fikirtepe culture region in the southern part of the Marmara and also those  in the Aegean Islands and Greece

The Early Bronze Age Settlements (2600 - 2300 BC)

Around 2600 BC a group of people with no connection to the Neolithic culture came to Bademağacı Höyük and began a new phase of settlement on the mound.  The new arrivals, the people of the Early Bronze Age (EBA), renewed their settlement at least three times during the 300 years they lived here.

In the EBA Bademağacı was a town settlement (Plan).  This community, that was familiar with metallurgy and learned the process of mixing copper with tin to make 'bronze', reached its most developed phase with the 'EBA 2' settlement when the defence system was strengthened by covering the surrounding slopes with medium-sized stones (Fig. 8). Within the settlement the most typical architectural characteristic of this period was the megaron type buildings (Fig. 9-10).  The megaron type buildings seen at Bademağacı during this period were also a common feature of the western regions of Anatolia, especially Troia and the Aegean World.

All types of vessels for everyday use are represented among the handmade and wheelmade pottery groups of the Bademağacı Early Bronze Age settlements (Fig. 11); bronze toggle pins, sewing needles, spearheads, bracelets, a golden ear stud, stamp seals of stone and baked clay (Fig. 12), terracotta idols and mother goddess figurines are among the small finds of this period.

Evidence of  a Middle Bronze Age Settlement (MÖ 1950-1750 ?) 

In recent years wheelmade pottery, a lead stampseal and some bronze toggle pins were found among debris soil in a mixed context, not connected to any particular cultural level, near the centre of Bademağacı Höyük. There are some important similarities between the MBA pottery at Bademağacı and that of levels V and  IVc at  Beycesultan.  Parallels to the metal finds from the same accumulation are seen at many of the major 2nd Millennium BC centres of Anatolia. No 2nd Millennium finds have yet been uncovered in a clear archaeological context in the Burdur and Antalya Regions. It is likely that the settlement that the above mentioned finds belong to will come to light in future years in the parts of the höyük that have not yet been excavated.

Early Christian Era Church

A church belonging to the Early Christian Era (date of construction 5th -7th century   AD) was uncovered on the highest part of the höyük.  This small church is 15.5 m in length and 13 m in width and conforms to the "Basilica with three naves" plan  (Fig. 13).

Only about 60-70 cm. of the lower part of the walls of this Church have survived. As most of the building had been damaged, the position of the 'Nartex' and the internal architectural details could not be determined. As a result, the construction date of the building has not yet been confirmed. No pottery or other finds from the Byzantine Period were found on the surface of the höyük and no Byzantine settlements are known in the immediate surrounding area.   

It is hoped that the Bademağacı excavations will continue for another 8-10 years.  We believe that when the work at Bademağacı is completed, it will help to both fill in the missing gaps in Anatolian Archaeology and also increase our understanding of the cultural development of mankind in Anatolia.


*Prof. Dr. Gülsün Umurtak. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı, ( e.posta: umurtak@ istanbul.edu.tr, rfkduru@ yahoo.com)

** Aynı kurul son 25 yılda, Bademağacı'nın hemen kuzeyinde yer alan bölgede (Antik Pisidia), Prof. Dr. Refik Duru başkanlığında Kuruçay ve Höyücek kazıları ile Hacılar Nekropolünü Arama Çalışmalarını gerçekleştirmiştir.

***The excavations at Kuruçay and Höyücek and the Investigations of the Necropolis at Hacılar to the  north of  Bademağacı  in the same region (Ancient Pisidia), were carried out by the same team in the past 25 years